29 Temmuz 2014 Salı

TAYYİP CUMHURBAŞKANI OLURSA NELER OLACAK?


TAYYİP CUMHURBAŞKANI OLURSA NELER OLACAK?

Tayyip ve rüşvetçi çetesi için Cumhurbaşkanlığı makamı, çantada keklik…
Halk oylamasıyla Tayyip’in birinci adam olacağı kesin…
Her türlü sahtekarlık projeleri tamam…
Yüksek Seçim Kurulu’nun bilgi işlem merkezi Tayyip’e çalışacak…
İlçe Seçim Kurulu Başkanları Hakimlerimiz Tayyip’e çalışacak…
Yine yüz binlerce Suriyeli, Iraklı, Afrikalı göçmen kardeşlerimiz, her ay devletten aldıkları bin liralık yardımın karşılığını sandıkta Tayyip’e oy vererek minnetini gösterecek.
Yine mezarda yatan on binlerce cesedimiz Tayyip’e oy verecek…
AKP denen zift karası partinin namussuzları her türlü “sadakat projesi”ni dizayn etti.
Sahtekarlara ceza da yok…
Hatırlayın yerel seçimleri…
Binlerce sahtekarlık ve hırsızlık tutanağı tutuldu…
Bir tanesi bile Yargı’ya ulaşmadı, İl Seçim Kurulu Başkanları Hakimler tutanakları yırttı.
Çünkü hırsız namussuz sahtekarların hepsi AKP’liydi…
Bu olay bir ilkti, son olmayacaktı…

***

Ülkemizde her şey değişti
Değişmeyen ne kaldı, bulamıyorum.
Kapatılan Atatürkçü siteler bir yana…
İnternette bir tane bile porno sitesi kalmadı.
Demek ki sapıklarımız porno seyretmek için başka yollar deneyecek.
Mesela gizli kameralar, röntgenler falan…
Yakın bir gelecekte gözleri oyulmuş sapıklarımız teşhir edilebilir.
Olacağına bak…

***

Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Ordu, şimdi Tayyip’in uydusu.
GIK’ları çıkmıyor…
Çünkü yöneticilerinde korku var: GÖT KORKUSU…
“Bismillah” denecek ve Yeni Anayasa yazılacak.
Sistem ne olacak?
Başkanlık sisteminde Cumhuriyete yer yok…
Ülkemizin adı ne olacak?
Türkiye Devleti mi olacak?
AMD mi olacak? (Anadolu Medeniyetleri Devleti).
Tayyip, “Türk” kelimesinden nefret eder.
Milliyetçilikten nefret eder.
Türkiye demek, Türklerin yaşadığı ülke demek.
Ülkemizin adının değişmesi söz konusu.
Yardımcı olmak boynumuzun borcu:
Selçuklu Devleti’nin kurucusu kimdi?
Selçuk Bey…
Osmanlı Devleti’nin kurucusu kimdi?
Osman Bey…
Tayyipli Devleti neden olmasındı?
Ya da TEYYUPLU DEVLETİ…
Tayyip’in asıl ismi Teyyup… Rahmetli Rum dedesinin adı: TEYYUP…
Teyyup Bey’in, Osman Bey’den, Selçuk Bey’den nesi eksik?
İkisi de Türklüğünden utanmamış mıydı?
Türk adı altında devlet kurmak varken, neden Osmanlı, neden Selçuklu?
… ve şimdi neden olmasın TEYYUPLU?

Bence en uygunu bu: TAYYİPLİ RUM DEVLETİ…
Tayyip’in anne tarafı Gürcü yahudisi, baba tarafı Rum olduğu belgeli iken…
Devletimizin isminin değiştirilmesi konusunda şüphe duymak hakkım.
O şüpheyi Türk Milleti olarak hepimiz duymalıyız.
Kaygı içinde Yeni Anayasa’nın yazma işlemini takip etmeliyiz.
Tayyip’in ve çetesinin, yaklaşık on iki senedir yaptığı icraatlar ortada:
Okullarımızın tamamı İmam Hatip’lere dönüştürüldü.
Bunun adı DARBE mi? DEVRİM mi?

Adı ne olursa olsun, adı darbeciye çıkmış emekli komutanlarımıza hak verir oldum.
Olabilecekleri görmüşler, gerektiği yerde muhtıra, gerektiği yerde darbe…
Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası adına irtica ile savaşmak…
Sitemlerim şudur ki devamını görememişler:
Günün birinde intikam hırsıyla kodeslere tıkılacaklarını…
Kodeslerde çürütüleceklerini tahmin edememişler.
Şimdiki akılları olsa, olaylara karışmış gençlere işkence etmez, onların yerine Tayyip’in din maskeli akıl hocalarını bir bir sallandırırlardı:
Mason Fetullah, Kürt Milliyetçisi Korkut Özal, Girit Rumu Bülent Arınç…
Bu konuda pişmanlık duyduklarına inanıyorum.
Fakat henüz geç değil…
Sabah olmadı…
Güneş doğmadı…
İntikamsa… İntikam…
Adını da koyalım: İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI
Bu savaşta OY’lar Ekmel İhsanoğlu’na akmalı…
Gazamız mübarek olsun…
Rabb’im utandırmasın… 

(Kenan Akkuş)



TAYYİPİN KAÇAK VİLLALARINA NE OLDU?
Hırsız Tayyip’in İzmir/Urla sınırları Zeytineli dolaylarında kendisi ve ailesi için yapılan villaların bulunduğu arazinin 1. derece sit alanı olmasına rağmen usülsüz şekilde 3. derece sit alanı haline getirilmesi, imara açılmadan arazi üzerinde binaların yapılmaya başlanması büyük bir skandaldı fakat örtbas edildi.

Aslında Latif Topbaş, deniz koyunu özel tahsisli olarak imara açtırarak yaptığı kaçak villaları yasal hale getirmek istemektedir.

Kaçak villaları yaptığı koy 1. Derece Sit Alanı içinde bulunması sebebiyle imara açılamamış, arazinin imara açılabilmesi için 2 villa Hırsız Tayyip’e rüşvet olarak verilmiştir.
HIRSIZ TAYYİP, RÜŞVETÇİ LATİF TOPBAŞ VE ÇETESİNE SUÇLAMALAR İŞTE:

-Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak, Yönetmek, Üye Olmak, Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek
-Rüşvet Vermek, Rüşvet Almak, Rüşvete Aracılık Etmek
-Resmi Belgede Sahtecilik
-İhaleye Fesat Karıştırmak
-İrtikap
-İmar kirliliğine yol açmak
-Pasaport Kanuna Muhalefet
-Suçtan Kaynaklanan Malvarlığını Aklama

Suçlamalar ve belgeler bu ülkenin Başbakanı’na yönelik olduğu için iddianame yazılamamakta, dava açılamamaktadır.

Bu kaçak villaları yıkma teşebbüsü üzerine hırsız Tayyip, İzmir Valisi Cahit Kıraç’ı görevinden almıştır.
VİLLALARI YIKMA TEŞEBBÜSÜ VALİYİ UÇURDU

Arazinin imara açılabilmesi için 1. Dereceden 3. Derece Sit alanına dönüştürülmesi gerekmiştir.

Bu aşamada, 2012 Şubat ayında dönemin İzmir Valisi M.Cahit Kıraç’ın SİT alanında bulunan Topbaş’ın daha önce yaptığı villaları “Yıkacağım” demesi üzerine Topbaş valiyi Erdoğan’a şikayet eder.

Konu ile ilgili 05.01.2013 tarihinde MUSTAFA LATİF TOPBAŞ ile 9053XXXXXXXX numaralı telefonu kullanan R. Tayyip ERDOĞAN arasında 16:47 sıralarında gerçekleşen görüşmede;

M.LATİF TOPBAŞ: “Abi bunu söylemeyi unuttum ya abi şu İzmir Valisi’ne telefon açtırsan da bizim oraları biraz şey yapıyor adam yani”
R. TAYYİP ERDOĞAN: “Ne yapıyor?”
M.LATİF TOPBAŞ: “Yıkmak mıkmak diye bir şeyler yapıyor.”
R. TAYYİP ERDOĞAN: “Büf…”
M.LATİF TOPBAŞ: “Ha evet bazı yerleri…”
R. TAYYİP ERDOĞAN: “Yani evlerle ilgili mi?”
M.LATİF TOPBAŞ: “Ha evlerle ilgili falan onu biz zaten mahkemeye gittik onu birinci dereceden üçüncü dereceye çevirmek için müracat ettik, orda zaten birinci derecelik bi şey yok, yani tarih eser yok, bi şey yok, birisinden bi haber atarsanız inşallah”
R. TAYYİP ERDOĞAN: “Nerden çıktı bu?”
M.LATİF TOPBAŞ: “Vallah bilmiyorum işte herkes bi şey karıştırıyor yani mühim bi şey değil de…”

Bu görüşmeden sadece 4 ay sonra Mayıs ayında Vali Mustafa Cahit KIRAÇ kararnameyle İzmir Valiliğinden alınıyor.

ŞİMDİ VALİLER BAŞSAVCI…
SAVCILAR EMRİ VALİLERDEN ALIYOR…
ESKİŞEHİR BAŞSAVCISI GÜNGÖR AZİM TUNA’YI GÖREVE DAVET EDİYORUZ:
AKP KURUCUSU KATİL ILGAZ MAFYASININ KAÇAK VİLLALARI KONUSUNDA SORUŞTURMA BAŞLATINIZ…
İZMİR URLA’DAKİ BAŞBAKAN’A AİT İKİ ADET LÜKS VİLLA HAKKINDA VERİLEN YIKIM KARARI EMSALDİR…
LÜTFEN İLGİLİ MAKAMLARI GÖREVE DAVET EDİNİZ…
ESKİŞEHİR VALİSİ GÜNGÖR AZİM TUNA’YA 

Eskişehir Odunpazarı Sümer Mahallesi’nin ortasında yer alan 2600 yıllık Frigya höyüğünün çevresi (45 kaçak villa dahil, Sarar Tekstil fabrikası dahil, yol kenarında sıralanmış fabrika binaları dahil, Fahri'nin arazisi dahil) Porsuk Çayı ile Kütahya yolu arasında kalan toprak altında antik şehir vardır ve Eskişehir turizmine kazandırmak için 10 senedir mücadele ediyorum.

Konuyla ilgili siz Sayın Vali'ye iki sorum var:

SORU 1). 2863 sayılı sit alanı yasası, nasıl ki Fahri'ye kendi arazisinde çivi dahi çaktırmıyorsa, Ilgaz mafyasının 45 kaçak villası, Sarar Tekstil fabrikası ve yol kenarındaki fabrika binaları yıkılmak zorundadır. Şehir içinde başka fabrika bırakılmadığından, Sarar Tekstil de zaten yasa gereği şehir dışına taşınmak zorundadır.

Yılmaz Büyükerşen, Ilgaz mafyasına "yüzde 10 inşaat yapabilir" belgesi verirken, aynı araziyi paylaşan Fahri'ye çivi dahi çaktırmamaktadır. Çünkü Fahri, Yılmaz Büyükerşen'e rüşvet yedirmemiştir. Fahri, kendi arazisinde ailesiyle birlikte bir konteynerde yaşamaktadır.

Yılmaz Büyükerşen'e milyonlarca dolar rüşvet veren Ilgaz mafyasına paşa muamelesi yapılırken, konteynerde yaşayan Fahri'ye köpek muamelesi yapılmaktadır.

Eskişehir’de Adalet bu mudur?

SORU 2). 45 kaçak lüks villanın yer aldığı Ilgaz sitesinin tam ortasından geçen “Eski Değrimen Yolu”, Odunpazarı Belediyesi’nin kayıtlarında “umuma açık” olarak gözükmektedir. Bu yolun her iki girişinde barikatlar vardır ve özel güvenlik elemanları tarafından korunmaktadır.

Bu durum Anayasal suçtur. Umuma açık olan bir yolu hiç bir şahıs kapatamaz, halkın geçmesi engellenemez.

Eskişehir’de Adalet bu mudur?

Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna, bu iki adaletsizlik örneği hakkında işlem yapmalıdır.

Saygılarımla… 18/02/2014
Kenan Akkuş


ÖZERK KÜRDİSTAN EYALETİ BAKIN NASIL KURULUYOR
TAYYİP’İ YÖNLENDİREN YAHUDİ KADIN: AYLA BAKKALLI
Fotoğrafta Tayyip’i yönlendiren Yahudi çete örgütünü görmektesiniz.

Kendisini Kırım Türkleri’ne adayan(!) Ayla Bakkallı da bu Yahudi çetesi içinde ve Yahudi Tayyip’e ayar veriyorlar.

Mason iş adamlarından yüklü meblağlarda para temin ederek Tayyip’in seçim çalışmalarına destek sağlıyorlar.

ŞİMDİ KONUMUZA GELELİM:

Tayyip Erdoğan cezaevinden çıktıktan hemen sonra 16 Temmuz 2000 tarihinde, American Jewish Comitte(Amerikan Yahudi Komitesi)’nin davetlisi olarak ABD’ye gitti. Ayrıca burada JINSA(Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü) yetkilileri ile de görüşmeler yaptı… Fetullah’ı ihmal etmedi, çiftliğine giderek elini öptü, AKP’nin temeli burada atılarak hocasından icazet aldı.

Tam bir sene sonra 2 Temmuz 2001 tarihinde Bakkallı adlı lobi şirketi, Recep Tayyip Erdoğan’a bir yazı gönderdi. New York’tan gönderilen ve ismine memorandum denilen bu yazıdaki belirtilen talepler, Tayyip Erdoğan tarafından Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne hemen hemen aynı ifadelerle geçirildi. Bu talep şuydu:
“TÜRKİYE’NİN ŞEHİR DEVLETLERİNE AYRILMASINI TALEP EDERİM”

Bakkallı Lobi Şirketi, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçilerinden Abramoviç tarafından yönlendirilmekteydi. Abramoviç ise CFR üyesidir. (CFR, Councel of foreign Relations (CFR) adlı kuruluş, ABD merkezli ve dünya egemenliğini amaçlayan üst düzey elitlerin üye olduğu küresel bir masonik kuruluş olarak biliniyor

Lobi şirketinin sahibi olarak görülen Ayla Bakkallı ise uzun yıllar önce Türkiye’den Amerika’ya göç etmiştir. Ayla Bakkallı, 2002 yılında Güney Afrika’da düzenlenen ve başkan Bush’un da katıldığı “Dünya Forumu”nu da yöneten kişidir.

2 Temmuz 2001’de kendisine gönderilen memorandumun hemen ardından Tayyip, 4 Temmuz 2001’de özel davetle ABD’ye çağırıldı… Dünyayı yönetmeyi amaç edinmiş CFR’nin en büyük isteği şehirleşme adı altında eski Yunan tarzı şehir devletleri modelini gündeme getirip, devlet yöneticilerine teklif ediliyordu.

Tayyip Erdoğan’a da, “bu politikaya uyması halinde destek göreceği” söylendi. Erdoğan da onları kırmadı ve “küreselleşmenin şehir devletleri planı”nı, parti programı haline getirdi... AKP Programı ve Tüzüğü, memorandumda belirtilen küreselleşmenin olmazsa olmaz kuralları olarak anlatılan hükümler gereğince hazırlanmıştır…

İşte New York’tan "siyonist Amerika"dan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderilen söz konusu memorandum:

“Mr. Erdoğan,

Sizin küreselleşme ile demokrasi ilişkilerini bağdaştırma yönündeki adımlarınız, Türkiye’ye kriz sırasında destek olan uluslararası güçler tarafından da kabul görecektir. Ankara, küreselleşmenin gerekliliğini anlamak ve dünyada geçerli olan kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ankara şunu da anlamalıdır ki, uygun gördüğü kuralları uygulayıp, kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir…Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir. Bu memoranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız…”

Belgede “dünya” kelimesiyle kastedilen, uluslararası güç merkezleridir. Yani dünya hükümeti kurmaya çalışan örgütlerdir. “Ankara” kelimesinden de Genelkurmay anlaşılmalıdır!

Şimdi de Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne bir göz atalım:

Ak Parti’nin kuruluşuna temel dayanak olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yanında, “başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi olmak üzere TBMM tarafından onaylanmış uluslar arası belgeler” gösteriliyor (Ak Parti Tüzüğü, S.15)…

Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye’de kurulan bir siyasi parti için yeterli bir dayanaktır. Uluslararası belgelerin bir siyasi parti kuruluşuna dayanak olarak gösterilmesi ilk defa rastlanan bir durumdur!

Tüzükte, “Ak Parti, insanların farklı inanç, düşünce, ırk, dil, ifade etme, örgütlenme ve yaşama gibi doğuştan var olan tüm haklara sahip olduklarını bilir ve saygı duyar. Farklı olmanın, ayrışma değil, pekiştirici kültürel zenginliğimiz olduğunu kabul eder” deniliyor( Ak Parti Tüzüğü, S.17).

Kurucular Kurulu kitabının 10′uncu sayfasında “Toplum içindeki farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesini ve çoğulculuğu takip edilmesi gereken sosyal ilkeler olarak görürüz” denilerek aynı bakışın altı çiziliyor…

Bu ifadelerden anlaşılan, milletin ortak değerlerini öne çıkarmaya dayalı uluslaşma süreci yerine, milletin farklı özelliklerini ortaya çıkarmaya dayalıküreselleşme adlı şehir devletleri sürecinin benimsenmesidir…

Parti programının 16′ıncı sayfasında “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, toplumumuzun çimentosudur”…

Programın 15′inci sayfasında “Resmi dil ve eğitim dili Türkçe olmak şartıyla, Türkçe dışındaki dillerde yayın dahil kültürel faaliyetlerin yapılabilmesini, partimiz ülkemizdeki birlik ve bütünlüğü zedeleyen değil, güçlendiren ve pekiştiren bir zenginlik olarak görmektedir”…

Parti kurucularının tanıtıldığı Kurucular Kurulu kitabının 8′inci sayfasında “Partimiz merkeziyetçi devlet anlayışından vazgeçilmesini öngörür” denilmektedir… Merkeziyetçilikten vazgeçileceğinin öne çıkarılması, söz konusu memerandumda “küreselleşme” diye dayatılan politikaların uygulanacağının bir başka göstergesidir!..

Yine Kurucular Kurulu kitabının 11′inci sayfasında da “Partimiz küreselleşmenin gerektirdiği yapısal dönüşümlerin kaçınılmazlığını ve en az maliyetle gerçekleştirilmesini savunur” denilmektedir…

Hemen arkasından 12′nci sayfada, “Partimiz, eğitim hizmetlerinin yerelleşmesinden ve özelleştirilmesinden yanadır” ifadeleri ise, “eğitimde birlik” anlayışına son verme isteklerinin bir göstergesidir..

Programın 35′inci sayfasında, “Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı bir çağıdır” denilmesi, Tayyip Erdoğan’a verilen memorandumdaki taleplerin birebir kabul edildiğini ortaya çıkarmaktadır…

Erdoğan’ın, kendisine verilen memorandumdaki dayatmaları aynen kabul ettiğinin bir göstergesi de, programın 35′inci sayfasındaki, “Partimiz, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun olarak, anayasal sistemimize yerel yönetim hakkının dahil edilmesini sağlayacaktır. Yerel yönetimlerin yargı yoluna gidebilme hakkı dahil ilgili tüm düzenlemeleri gerçekleştirecektir” ifadesidir…

Kısacası Ak Parti programı, tüzüğü ve Kurucular Kurulu kitaplarından yaptığımız bu alıntılar göstermektedir ki Tayyib, kendisine gönderilen memorandumdaki “Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” talebine itaatsizlik etmemiştir!

8 Ağustos 2001’de, İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Roger Short, parti kurma hazırlıklarını sürdüren eski İstanbul Belediye başkanı Tayyip'i ziyaret eder… Ziyaretin ardından yaptığı açıklamada Short, şunları söyler: “Bildiğiniz gibi biz, çoğulcu demokrasiden yanayız. Bu parti(AKP) de bu düşünceyi destekliyor. Böyle bir partinin kurulması bizi mutlu eder”…

Tayyip'in nerelere gittiğini işte yukarıdaki sözler belgeler... Amerikan sisteminde var olan Başkanlık Sistemi benimsenmiş, şehirler ve bölgeler ise "eyaletler" şekline dönüştürülürken, özerklik sunulacak eyaletler arasında "Kürdistan devleti" değil, "Kürdistan Eyaleti" de yer alacaktır. Yani: "Laz Eyaleti", “Boşnak Eyaleti", "Çerkez Eyaleti", (Kürt eyaleti) değil Kürdistan Eyaleti...

Bu sistem içinde "Türk Eyaleti"ne yer yok...

Kenan Akkuş(esrehber)


TAYYİP CAMİLERE 100 BİN MELE (MOLLA) ATADI
Elli bin adet MELE (molla), Tayyip’in emriyle sözleşmeli personel olarak devlet kadrolarına atandı.
Elli bin tanesi de yolda… 
Camilerde Kur’an eğitimi verecek.
BDP’li seçmenin aklını çelecek…
Ülkeye barış gelecek…
Cemaati, İslam Ordusu’nu örgütleyecek…
Kimler camiye gelmiyor, fişleyecek…
Ajanlık yapacak…

****
Mele denilen bu ajanların MEDRESE isimli okullarda yedi sene eğitim aldıkları…
Bu okulların, mezunlarına “icazet” adı altında belge düzenledikleri…
İslami konularda uzman yetiştirdikleri söyleniyor.

Olmayan aklımın almadığı konuları dile getirmek istiyorum:

Tekke ve zaviyelerin kanunlarla yasak olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde MEDRESE ne demektir?

Her eğitim kurumunda olduğu gibi bu medreseler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı mıdır?

Medreselerin müfredatı nasıldır?

Öğretim üyeleri kimlerdir?

Verdikleri “icazet” yasal mıdır?

Kanunlarımızda yeri neresidir?

Hayatımda hiç görmediğim bu medreseler nerededir? Hangi şehirdedir? İsimleri nelerdir?

Yasal olmayan bu medreselerin hazineden payı ne kadardır?

Emniyet Müdürlüklerinde ve polis merkezlerindeki mescitlere kaç tane mele atanmıştır?

Türk Silahlı Kuvvetleri mescitlerine kaç tane mele atanmıştır?

Camilerde görevli hocalara ve imamlara maaş ödenirken, üçüncü bir şahıs olan melelerin atanması ruh hastalığı mıdır?

Meleler, İlahiyat Fakültesi mezunlarından daha mı uzmandır?

Devletin resmi okulu İmam Hatip’ler varken… İlahiyat fakülteleri varken, medreselerden mele atamak nedendir?

Eğer bu ülke demokrasi ile yönetiliyorsa, başımızdaki devlet büyükleri de kendi çıkardıkları 3071 sayılı kanuna uyuyorlarsa, bu sorularımın cevaplarını lütfedip versinler.

Ben bir vatandaşım. Bilgilendirilmek istiyorum kardeşim.

Kenan Akkuş (esrehber)


AKP’NİN ALIN TERİ ÇALAN NAMUSSUZLARI
Fotoğrafını gördüğünüz bu şahıs Ankara’da bir işadamı.
Adı Neşet Şengün…
Sahibi olduğu şirketlere bakılırsa yaptığı iş: Güvenlik, gıda, temizlik, ilaçlama vs…
Araştırdığımızda bu şahısın işadamı olmadığını öğrendik.
Bir taşeron…
Hiç tanımadığı, bilmediği kurumların çalışanlarını kendi şirketinde çalışıyor göstererek aracılık yapar ve bu iş karşılığında devletten işçi başına 450 TL alır.
Emrinde 50 bin işçi olduğu söyleniyor…
Eskişehir’de bile 500’den fazla işçinin taşeronluğunu yapıyor.
Ankara nere… Eskişehir nere…
Nasıl aldın bu işi taşeron Neşet efendi?
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir…
50 bin işçi çalıştırıp(!) kişi başına aldığı 450 TL’yi çarparsak…
Ayda 22 milyon TL cebine giriyor.
Eski paramızla 22 trilyon lira…
Aklınız alıyor mu?
Banka çalıştırıyor mübarek… Para basıyor…
… ve bu adamın hiçbir masrafı yok…
Yukarılara(!) yedirdiği köftelerden başka…
Peki köfteyi kimler yiyor?
İktidarda kimler varsa işte onlar: AKP’liler…
… ve Tayyip…
Ballı kaymaklı köfteleri vampir taşeronlarla paylaşmak varken…
Tayyip hazretleri neden işçileri taşeronların elinden kurtarsın da devlete kadrolu işçi yapsın, başına bela alsın?
22 trilyonu bir arada görmediğimiz için önemsemiyoruz.
Fakat gasp edilen her kuruş yetimin hakkı, fakirin hakkı, fukaranın hakkı, alın teri…
Tayyip denen gavat fakiri fukarayı, taşeron ünvanlı bu orospu çocuklarına mahkum ediyor…
Beş sene önce verdiği sözleri unutmuşa benziyor…
Ne diyelim?
Allah belanı versin Tayyip…
Boyun posun devrilsin…

Kenan Akkuş (esrehber)
Meraklısına, işte adresi: http://www.ongroup.com.tr/s-10/guvenlik-gida-temizlik-ilaclama-hizmetleri-genel/firma-profili.php


2600 YILLIK FRİGYA HÖYÜĞÜNÜN YAĞMALANMASINA
GÖZ YUMAN RÜŞVETÇİLER NE ZAMAN HESAP VERECEK?
Rüşvetçilerden biri öldü: Şimdi öbür dünyada hesabını veriyor…
Rüşvetçilerden ikincisi sürüldü…
Baş rüşvetçi ise hala görevi başında…

ESKİŞEHİR İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRÜR ALİ OSMAN GÜL

Birinci dereceden korunması gereken antik sit alanını yağmalattığın için…
2600 yıllık Frigya Krallığı mezarını yağmalattığın için…
70 adet sahte ruhsatlı kaçak villaya göz yumduğun için…
Seni Türkiye’nin en namussuz adamı ilan ediyoruz…

AKP’li Ilgaz mafyasından yediğin 2 milyon dolar götünden kan olup aksın…
Çoluğunun çocuğunun en ince yerinden çıksın…
Namussuz pislik…

Kenan Akkuş (esrehber)