1 Ocak 2014 Çarşamba

ADLİ TIP KURUMU RÜŞVET KARŞILIĞINDA SAHTE RAPOR DÜZENLİYOR

ANASINI SİKTİĞİM SAHTEKAR PİÇ YALÇIN BÜYÜK'E,
02/09/2009 TARİHİNDE ADLİ TIP KURUMUNDA HEYETE GİRDİĞİMİ HADİ İSPAT ET...
FOTOĞRAF GÖSTER... VİDEO GÖRÜNTÜSÜ GÖSTER...
BENİM YERİME HANGİ KENAN AKKUŞ'U SOKTUNUZ HEYETE?
BENCE HEYET BİLE OLMADI... SAHTEKAR PİSLİK...
SENİN ANANI SİKMEZSEM BANA DA KENAN DEMESİNLER...
ANASINI KIZINI KARISINI SİKTİĞİM OROSPU ÇOCUĞU...




YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA SUÇ DUYURUSUDUR

Konu: Adli Tıp Kurumu, heyete girmediğim halde şahsıma sahte bir rapor düzenlemiştir. Suçlu şahıslar bu raporla şahsım susturmak ve tecrit etmek istemektedir. Adalet dağıtması gerekenler, adalet çetesi kurmuş, ihbarcı dürüst vatandaşları linç etmektedirler.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na,

KONU 1).

Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt'un talebiyle (Dosya No: 2007/1005) İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda bir defa heyete girdim. Mahkeme duruşma tutanağı ilişiktedir.
Heyete girdiğim tarih: 26/01/2009
Adli Tıp No: 2008 / 68811
4. İhtisas Kurulunda heyete girdiğimin belgesi ilişiktedir.
Bunun dışında hiçbir zaman Adli Tıp Kurumu’nda heyete girmedim.

Oysa Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi’ne 02/09/2009 tarih ve 2009/1995 Adli Tıp Kurumu numaralı rapor göndermiştir.

Heyete girdiğim tarihten 8 ay sonra tekrar heyete girdiğim görülüyor.

Öyle anlaşılıyor ki, uyduruk deli raporu karşılığında Adli Tıp Kurumu Başkanı ve 4. İhtisas Kurulu üyeleri rüşvet yemedilerse, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı sahtekarlık yapmış ve benim yerime başka bir Kenan Akkuş’u Adli Tıp Kurumu’nda heyete sokmuşlar.

Zaten nüfus kağıdım ellerindeydi ve sahtekarlık yaparak benim kimliğimle başka bir şahısı heyete sokmuş olmalılar.

KONU 2).

Anayasa Mahkemesi’nin şahsıma gönderdiği yazısının OLAYLAR VE OLGULAR bölümünün 3’üncü maddesinde belirtilmiştir ki: Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2009/16954 soruşturma numaralı iddianamesi ile Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açılmış.
Bu dava sonucunda şahsımı Adli Tıp Kurumu’na sevk etmiş…
Oysa bu tamamen sahte bir dava olup, gerçek dava dosyasında görüldüğü üzere (ilişikte)
şahsım Adli Tıp Kurumu’na değil, Bakırköy Akıl Hastanesi’ne kapatılmamla ilgilidir.

Davanın müştekileri: Yılmaz Büyükerşen, vekili Cemal Okan Yüksel, Eski Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’dir.
Mahkeme kararı ilişiktedir.

Savcı ve hakim sahtekarlık yapmasına rağmen bu dava UYAP yargı sisteminde silinmiştir. Belgesi ilişiktedir.

Gıyabımda yapılmış ve sahte olsa da bu dosyanın UYAP yargı sistemine kaydedilmemesi suç değil midir?

Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hiçbir zaman yargılanmadığım gibi yüzüme okunmuş bir karar yoktur.
Bu mahkemede 2013 yılında açılmış ilişikte iddianamesini sunduğum dava (Müştekiler: Mehmet Ali Şahin, Murat Mercan) dosyasının tebligatı şahsıma hiçbir zaman gönderilmediği gibi, yargılama gıyabımda yapılmaktadır.


KONU 3).

Anayasa Mahkemesi’nin şahsıma gönderdiği 04/10/2013 tarihli karar yazısının 6’ncı maddesinde belirtildiği üzere (ilişikte) Adli Tıp Kurumu şahsıma 02/09/2009 tarihli rapor düzenlemiş.

Bu raporun sahte bir rapor olduğunu ispat edebilirim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararı ilişiktedir.

Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/03/2010 tarihli kararında, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi’nden alınmış bir raporla şahsıma güvenlik tedbiri uygulanması talep edilmiştir.

Adli Tıp Kurumu’ndan alınan rapor 02/09/ 2009 tarihli olduğuna göre, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/03/2010 tarihli kararında “Adli Tıp Kurumu”ndan alınmış olan raporun belirtilmiş olması lazımdı.

Mahkeme kararından 6 ay önce alınmış bir rapor mahkeme kararında belirtilmiyor, Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi’nin 2009/2161943 dosya nolu rapor (ilişikte) belirtilerek şahsıma güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik onay bekliyorlar.

Söz konusu Adli Tıp Kurumu’nun vermiş olduğu 02/09/2009 tarih ve 2009/1995 nolu rapor sahtedir ve bu raporla ilgili hiçbir zaman heyete girmedim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararında yazılıdır ki:

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 1 fıkrasında belirtilen: Uzman hekim önerisi yoktur. Eğer bir uzman hekimden şahsım için sahte rapor alınmış ise, uzman hekimin kim olduğu tespit edilip dava açılması gerekir.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 2 fıkrasında belirtilen: Şahsıma bir müdafi görevlendirilmemiştir. Eğer bir müdafi belirlenmiş ise, görevini yapmayan ve yasaları bilmeyen müdafi hakkında da dava açılması gerekmektedir. Bu müdafinin tespit edilmesi gerekmektedir.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 3 fıkrasında belirtilen: Şahsımın Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altına alınması konusudur. Şahsım hiçbir zaman Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altına alınmamıştır. Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi’nde 15 gün gözlem altına alındım fakat Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin talebiyle ilgili değil, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 04/06/2009 tarihli kararıyla ilgilidir. 2009/717 nolu bu dosya UYAP yargı sisteminden silindiği gibi, daha sonra tedavi maksatlı olarak polis zoruyla Bakırköy’e kapatıldığım davalar da sistemden silindi.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 4 fıkrasında belirtilen : Gözlem altına alınma kararına karşı itiraz yoluna gidemedim. Çünkü bu davadan hiçbir zaman haberim olmadığı gibi duruşmalar gıyabımda yapılmış. Eğer varsa Müdafi karara itiraz etmemiş. İtiraz edilmediği için karar durdurulmamış. Anayasal haklarım yok sayılmış. Mahkeme dosyasında şahsımdan alınmış bir ifade olmadığı gibi savunma da yoktur. İtiraz hakkı da tanınmamış. Her şey gıyabımda yapılmış. Adalet bu mudur?

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 5 fıkrasında belirtilen konular, hakim, savcı ve Adli Tıp Kurumu heyetinin işbirliği yaparak, şahsıma sahte bir rapor düzenleyerek şahsımdan kurtulmak istedikleri anlamına gelir ki, Bakırköy’de heyete girmediğim halde şahsıma düzenlenmiş sahte bir rapordan sonra heyete girmediğim halde Adli Tıp Kurumu’ndan da sahte bir rapor alınmış olmalı.

Adli Tıp Kurumunda bu tür sahtekarlıklar bu kadar basit ve kolay mı?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararı 05/04/2011 tarihlidir. Bozma gerekçesi ise “Adli Tıp Kurumu yerine başka bir kurumdan alınan yetersiz, onaysız, rapor fotokopisi esas alınarak yazılı biçimde karar verilmesi ve yasaya aykırı bulunması…”

Bozma kararından sonra geriye dönük olarak önceki bir tarihli sahte raporun Yargıtay'da işleme gireceğini düşünerek rüşvet karşılığında temin ettikleri ortadadır. Belgelerle ispatladığım cinayetlerden, tarihi eser kaçakçılığından, sit alanı yağmacılığından, hortumculuktan, hırsızlıktan, rüşvetten, dolandırıcılıktan, uyuşturucu ticaretinden kurtulmanın yolunun, şahsıma verilen sahte raporlarla kurtulacaklarını sananlara cevabı yargıtay Ceza Daireleri verdi: Yasadışı bir şekilde yargılanarak şahsıma yağdırılan tüm cezaları Yargıtay esasına bakmadan bozdu.

Şahsıma iftira yoluyla yüklenmeye çalışılan suçların tamamı Yargıtay'dan dönmüştür. Onanmış hiç bir davam yoktur. Hal böyle olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi'nin kararında görüldüğü üzere "üzerime atılı suç sabit"miş. Savcıların rüşvetler karşılığında şahsıma yüklediği ve hakimlerin rüşvetler karşılığında onayladığı, Yargıtay'ın ise bozduğu tüm davalarda yeniden yargılanmak için ilgili mahkemelere başvuracağım.

Yukarıda belirttiğim üzere 5271 sayılı CMK’nun 74’üncü maddesinin fıkralarındaki hükümlere hiçbir surette uymayan Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi, Anayasal Hakları uygulamak yerine şahsımı linç etmeye çalışan savcı ve heyete girmediğim halde şahsıma rapor tanzim eden Adli Tıp Kurumu heyeti suç işlemiştir.

Adli Tıp Kurumu’nun şahsıma düzenlediği raporun, yukarıdaki sebeplerden dolayı hiçbir hükmü yoktur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyorum, Anayasa Mahkemesi’nin kararının (ilişikte) incelenmesi ve yalan beyanlarla suç işleyen Eskişehir hakim ve savcıları hakkında HSYK’ya suç duyurusunda bulunulmasını istirham ediyorum.

Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim… 28/12/2013

Kenan Akkuş