27 Kasım 2013 Çarşamba

NUR CEMAATİ LİDERİ BÜLENT ARINÇ, KEL CEMO’NUN 3547’NCİ MAĞAZASINI ABD’NİN BAŞKENTİNDE AÇTI



NUR CEMAATİ LİDERİ BÜLENT ARINÇ, HOCAFENDİSİNE TEKMİL VERMEDEN ÖNCE, KEL CEMO’NUN 3547’NCİ MAĞAZASINI ABD’NİN BAŞKENTİNDE AÇTI…

ESKİŞEHİR NASIL PİSLİK YUVASI OLDU?

Gördüğünüz bu fabrika Eskişehir’in göbeğindeki tek fabrika…
Bir AKP’linin…
Tayyip’in en yakın arkadaşı Cemalettin Sarar’ın…
Sözde hacıya gitti bu şerefsiz…
Temizlik imandan gelirmiş…
Söyleyen bok yemiş…
Cemalettin’in dini imanı olsa fabrikasının bahçesini bu hale getirmez.
Eskişehir halkını zehirlemez…
Büyükerşen rüşveti yiyor, görmüyor…
Sağlık Müdürü AKP’li diyor, bakmıyor…
Eskişehir Valisi tarikatçı diyor, ilgilenmiyor…
Üstelik Tayyip’in en yakın arkadaşı…
Hadi gel de gör…
İşte fotoğraf, Eskişehir’in göbeği pislik yuvasına dönmüş…
Sarar’ın fabrikası mikrop saçıyor…
Bakın şu arıtma tesisinin haline, altı havuzun tamamı simsiyah.
Oysa havuzların her biri, diğerinden farklı olmalıydı.
Arıtma tesisinin çalışmadığı ortada…
Arıtılmayan zehirli kimyasal boyalar Porsuk çayına akıtılıyor.
Porsuk'ta canlı yaşamaz olduğu gibi, bir çok çiftçi tarlasını Porsuk'tan suluyor.
...ve zehire bulanmış ürünü kendi yediği gibi, Eskişehir halkına da satıyor.
Sözün özü Sarar ve Büyükerşen bizi zehirliyor.
Defalarca uyarmama rağmen TIK yok…
“Sen de kimsin ulan?” diyorlar.
Ben de diyorum ki:
Eğer elime bir fırsat geçsin…
Alayınızı sikinden asarım.
Allah, sizleri benim elime düşürmesin…
Eğer acırsam namerdim…
Görmeyin, duymayın…
Orospu çocukları… 

Kenan Akkuş(esrehber)



ESKİŞEHİR HALKINI ZEHİRLEYEN CEMALETTİN SARAR'A

Yavşak Cemalettin,

Eskişehir Sümer Mahallesi’ndeki fabrikanı ne zaman şehir dışına taşımayı düşünüyorsun?
Ben ana avrat küfür etmeye başlayınca mı?

Taşıman için üç sebep: 
1. Fabrikanın bulunduğu arazi birinci dereceden korunması gereken antik sit. 

2. Eskişehir içinde senin fabrikan dışında başka fabrika kalmadı. Büyükerşen'e yağdırdığın rüşvet karşılığında fabrikan korunuyor. İki yüzlü şerefsiz Büyükerşen seni de malını da yasa dışı bir hizmetle koruyor. Şehir imar planında senin fabrikanın arazisi 1. dereceden korunması gereken 2600 yıllık antik şehir gözüküyor. Fabrikanın altında antik şehir var ve Eskişehir turizmine kazandırılması gerekiyor. 

3. Fabrikanın zehirli kimyasal atığını Porsuk çayına bırakıyorsun. Eskişehir halkını zehirliyorsun. Porsuk’ta bir adet canlı kalmadı. Yaptırdığın arıtma tesisini, Eskişehir halkının gözünü boyamak için yaptırdın. Fabrikandan çıkan kimyasal zehirin arınması mümkün değil. Sen kimi kandırıyorsun şerefsiz adam…

Al sana fabrikanı şehir dışına taşıman için üç önemli sebep. 

Sen Ak Parti’li değil de bir başka partiden olsaydın, Tayyip şimdi senin ananı bellerdi…

Dua et ki Tayyip’in en yakın arkadaşısın…

Ve şerefsiz Tayyip, Eskişehir halkının zehirlenmesi pahasına senin her türlü pisliğini kapatıyor…

İkinizin de Allah belasını versin…

Pislik köpekler…

Kenan Akkuş (esrehber)



CEMALETTİN SARAR’I UZUN ZAMANDIR UYARIYORUM

Tatlı dille söyledim, olmadı…
Kızarak söyledim, takmadı…
Dişlerimi gösterdim, bana “hoşt” dedi…
E… Benden günah gitti…
Anana küfredersem…
Kusuruma kalma… E mi?
Hakettin…
Eskişehir halkını zehirlemeye hakkın yok…
Güvendiğin dağlar Ulu Tayyip de olsa…
Bana sökmez…
Şerefsiz adam…

Kenan Akkuş (esrehber)




SARAR TEKSTİL ESKİŞEHİR'E KANSER SAÇIYOR

Cemalettin Sarar'a ait bu fabrika birinci dereceden korunması gereken sit alanı üzerindedir. Altında ve çevresinde toprak altında 2600 yıllık Frigya antik şehri bulunmaktadır. 

Arıtma tesisi yapmasına rağmen, eğer dikkatli bakılırsa fabrika atığı olan suların yeterince arıtılmadığı, göstermelik olarak yapıldığı, bu arıtma tesisinden çıkan suların Porsuk Çayı'na bırakıldığı görülmektedir.

Üstelik bu fabrika Eskişehir merkezinde, şehir içinde kalmış tek fabrikadır. Büyükerşen'in yaptığı şehir planlamasına göre Eskişehir içinde başka fabrika bırakılmamış, Büyükerşen'in zorlamalarıyla şehir dışına çıkarılmıştır.

En son ETİ GIDA şehir dışına 10 sene önce taşınmasına rağmen, gördüğünüz gibi Cemalettin Sarar'ın olduğu iddia edilen Sarar Tekstil tam 10 senedir şehir dışına taşınmadığı gibi, hala hiç bir girişimde bulunulmuyor.

Porsuk Çayına bıraktığı zehirli atıklar, balıkların tükenmesine sebep olmuştur. 

Kısacası şehrimizin ortasından zehirli su akmaktadır.

Cemalettin Sarar, bu konuları örtbas etmek için Büyükerşen'in cebine sürekli bir şeyler sokmaktadır.

Eskişehir'liler de, Cemalettin Sarar'ın yasa tanımaz tavırlarını görmek istemedikleri gibi, Büyükerşen'in cebine giren bir trilyon civarındaki rüşveti de "Helal olsun, yarasın Büyükerşen'ime" diyerek Büyükerşen'e sevgilerini sarkıtmaktalar.

Oysa yaz günleri bu arıtmadaki zehirli sular buharlaşıyor, Eskişehir halkı da zehir soluyor. Karbonmonoksit gazından yüz bin kat fazla zehirli bu atıklar Eskişehirlileri kanser ediyor.

Tam on senedir bu konuyu Eskişehirlilere anlatıyorum.
Sorumlusu Büyükerşen zaten duymuyor, çünkü Eskişehirlileri değil rüşveti çok seviyor.

Ben de bu şehirde yaşıyorum ve Büyükerşen beni de zehirliyor.

Yarın hasta olmayacağınızın garantisi var mı?

Bana saygısı olmayan Büyükerşen'e işte bu sebeple küfrediyorum.

Eskişehir halkı bunları görmüyor. Büyükerşen'in yaptığı heykelleri, Porsuk'a gömdüğü betonları, Sazova'daki korsan gemisini görüyor, Büyükerşen'in hizmet ettiğini sanıyor.

Cemalettin Sarar'ın zehir saçan pislik fabrikasını görmüyor... 

Ben tepkimi koyup mücadele ettiğim için huzurluyum.

Ya Eskişehir halkı?

Sizler mutlu musunuz?

12 Şubat 2013 Kenan Akkuş

24 Kasım 2013 Pazar

ESKİŞEHİR NASIL PİSLİK YUVASI OLDU?


ESKİŞEHİR NASIL PİSLİK YUVASI OLDU?

Gördüğünüz bu fabrika Eskişehir’in göbeğindeki tek fabrika…
Bir AKP’linin…
Tayyip’in en yakın arkadaşı Cemalettin Sarar’ın…
Sözde hacıya gitti bu şerefsiz…
Temizlik imandan gelirmiş…
Söyleyen bok yemiş…
Cemalettin’in dini imanı olsa fabrikasının bahçesini bu hale getirmez.
Eskişehir halkını zehirlemez…
Büyükerşen rüşveti yiyor, görmüyor…
Sağlık Müdürü AKP’li diyor, bakmıyor…
Eskişehir Valisi tarikatçı diyor, ilgilenmiyor…
Üstelik Tayyip’in en yakın arkadaşı…
Hadi gel de gör…
İşte fotoğraf, Eskişehir’in göbeği pislik yuvasına dönmüş…
Sarar’ın fabrikası mikrop saçıyor…
Bakın şu arıtma tesisinin haline, altı havuzun tamamı simsiyah.
Oysa havuzların her biri, diğerinden farklı olmalıydı.
Arıtma tesisinin çalışmadığı ortada…
Arıtılmayan zehirli kimyasal boyalar Porsuk çayına akıtılıyor.
Porsuk'ta canlı yaşamaz olduğu gibi, bir çok çiftçi tarlasını Porsuk'tan suluyor.
...ve zehire bulanmış ürünü kendi yediği gibi, Eskişehir halkına da satıyor.
Sözün özü Sarar ve Büyükerşen bizi zehirliyor.
Defalarca uyarmama rağmen TIK yok…
“Sen de kimsin ulan?” diyorlar.
Ben de diyorum ki:
Eğer elime bir fırsat geçsin…
Alayınızı sikinden asarım.
Allah, sizleri benim elime düşürmesin…
Eğer acırsam namerdim…
Görmeyin, duymayın…
Orospu çocukları…

Kenan Akkuş(esrehber)

BÜLENT ARINÇ'A SUİKAST MASALINININ GERÇEK YÜZÜ



BÜLENT ARINÇ'A SUİKAST MASALINININ GERÇEK YÜZÜ

Genelkurmay binası içinde Fethullahçılar için köstebeklik yapan, bilgi sızdıran, Albay rütbesinde bir ordu mensubu tespit edilmişti.

Ordumuzun istihbarat birimleri harekete geçti ve Fethullahçılar için çalışan bu Albay'ı takibe aldı. 

Tayyip'in AKPİT'i (Hizbullah Terör Örgütü) durumu farketti ve onlar da istihbarat subaylarını takibe aldı.

Fethullah'ın köstebeği Albay'a durum bildirildi.

Zincirleme takip yaklaşık bir ay sürdü.

İstihbarat subaylarımız, köstebeklik yapan Albay'ın kimlerle irtibat kurduğunu çözmeye çalıştığı bir sırada, 19 Aralık 2009 günü, Tayyip'in AKPİT'i olaya el koydu ve durumu Hizbullahçı polislere bildirdi.

Amaç, istihbarat subaylarımızın KÖSTEBEK ALBAY'a ulaşmasını engellemekti ve başardılar.

Bu köstebek, Bülent Arınç'la bire bir iletişim kuruyor, Genelkurmay Binası içinde olan biteni eksiksiz iletiyordu.

Son bir yıl içinde eşiyle birlikte çok kere Bülent Arınç'ın Çukurambar’daki evinde konuk olduğu gibi, en az elli defa da telefon konuşmaları gerçekleşti.

Fakat istihbarat subaylarımız, Köstebek Albay'ın Bülent Arınç'a bilgi sızdırdığını bilmiyorlardı.

Çukurambar ve civarında oturmadığı tesbit edilen bu Köstebek Albay defalarca takip edilmiş, Bülent Arınç'ın ikamet ettiği binaya girmişti.

Yine aynı Köstebek Albay, aynı semt civarında farklı zamanlarda başka binaları da ziyaret etmiş, istihbarat subaylarınca takibe alınmıştı.

Sonuca ulaşmak üzereyken, Tayyip'in AKPİT'i, Ordumuz içindeki yüzlerce köstebekten biri olan bu hain Albay'ın ele geçirilmesine engel oldu.

Tayyip, Fethullah'ın köstebeğinin deşifre olmaması için, düzmece iftiralar hazırlatıldı ve Bülent Arınç da bu iftiraları bizzat kamuoyuna açıkladı:

"Subayımız şaşal su istemiş ... Elindeki kağıt parçasını yutmak istemiş ... Karakoldaki polisler bu işe engel olup kağıdı almışlar... Kağıtta Bülent Arınç'ın apartmanının ismi yazılıymış..."

Oysa anlattıklarının hiç biri yaşanmadı. Bülent Arınç bu yalanları kusarken, aslında kendi pisliklerini kapatıyordu.

Ordumuzun tasfiye edilmesi için uygulanan iftira kampanyalarına biriydi bu.

Tıpkı terörist ilan edip cezaevlerine kapattıkları subaylarımıza uygulanan linçler gibi, bu suikast iftirası sonrasında çok sayıda subayları cezaevine göndermenin planları yapılıyordu.

Bülent Arınç'ın telefon kayıtlarının incelenmesi gerekiyordu. Kimlerle kaç defa irtibat kurduğu ortaya çıkarılmalıydı.

Sözkonusu subayların linç edilmesi olunca, Bülent Arınç kısmı karartıldı.

Yaşananlar Tayyip’in sivil bir darbesiydi. Ordumuza yönelik ilk darbeydi ve başarıldı.

Tayyip’in talimatıyla, “Bülent Arınç’a suikast” bahanesiyle tüm gizli kapılar Hakim Kadir Kayan tarafından açıldı.

Tüm gizli bilgiler Hizbullah Terör Örgütü’nün eline geçti.

Bu kanlı örgütün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çökertmek için hiçbir engeli kalmadı.

Ermeni ve Arap kırması Bülent Arınç'ın hainlikler dolu iftiralarını, basına anlattığı tüm hikayelerin yalan ve düzmece olduğunu, aslında kendi pisliklerini kapattığını, suikast olayının "Türk Silahlı Kuvvetlerini bitirme planları"nın bir parçası olduğu da böylece ortaya çıktı.

İhanet dolu bu hizmetinden sonra Hakim Kadir Kayan’a yüzlerce polisten oluşan bir koruma ordusu ve son model bir zırhlı otomobil hediye edildi…


Unutmayınız:

Türkiye’de rejimi değiştirip şer'i hükümlere dayalı bir devlet kurmayı hedefleyen başta Hizbullah terör örgütü olmak üzere Nur’cu Fetullah Terör örgütü, İBDA/C, Tevhid-Selam, İslami Hareket, Hizb-Üt Tahrir, Acz-i Mendi gibi irticai örgütlerin üst düzey yöneticileri ve kilit noktalarındaki mensupları Ermeni, Süryani, Rum ve Gürcü asıllılardan oluşmaktadır.

İşte bunlardan biri de Bülent Arınç’tır…

Kenan Akkuş (esrehber)

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=494146494025534&set=a.119966268110227.21113.100002905645532&type=1&theater

21 Kasım 2013 Perşembe

YA DERSANELER KAPATILSIN…YA İMAMIN ORDUSUNA ASKER YETİŞTİRİLSİN…



DERSANELER İMAMIN ORDUSUNA ASKER YETİŞTİRİYOR…
KARAR VERİN:
YA DERSANELER KAPATILSIN…
YA İMAMIN ORDUSUNA ASKER YETİŞTİRİLSİN…

Fetullahçılar bir haftadır  kafayı yemiş durumdalar.
Dışkısını yedikleri Tayyip’in ihanetine uğradılar ya…
Hani şu İmamın ordusuna asker yetiştirdikleri dersaneler yok mu?
Tek tek kapatılacakmış…
Aferin Tayyip’e… Kapat, kapat…
Kapılarına mıh denen o kocaman çivilerden çaksın ki, bir daha açılmasın…
Fetullah’ın  fırıldak televizyonu Samanyolu, Tayyip’e soruyor:
“Hastaneler de özel… Niye onları kapatmıyorsun?”
“Bankalar da özel… Niye kapatmıyorsun?”
“Okullar da özel… Niye kapatmıyorsun?”
“Gücün fakirin fukaranın dersanesine mi yetiyor?”
Aynen böyle…
Hatta öyle bir örnek veriyorlar, gülmekten yellenme krizlerine tutuldum:
“Lokantalar da özel… Millet evinde yemek yiyebilir…
Lokantaları niye kapatmıyorsun?”
Vallahi aynen böyle…
Dedim ya kafayı yemiş durumdalar…
Öyle kimseleri ekranlara çıkarıp konuşturuyorlar ki, midem bulandı.
Masum çocuklardan medet bekliyorlar.
Bunlardan biri annesini terör saldırısında kaybetmiş bir kızımız.
“N’olur dersanemi kapatma Tayyip amca” diye yalvarıyor…
Fetullah’ın fırıldakları yalvartıyor.
Ardından veryansın Tayyip’e…
Demek ki neymiş?
Tayyip’le Fetoş’un ilişkisi din işi değil, çıkar ilişkisiymiş…
Birbirlerinin fırıldak işlerine destek verenler, çıkar ilişkileri bitince işte böyle keser olup, sap olup dönüyorlar…
Tayyip’in yerinde olsam özel okulları da kapatırdım.
Dersanelerin yüzde yetmişi Fetullahçıların olduğu gibi, özel okulların hemen hemen tamamı Fetullahçıların elinde…
Öncelik eğitim ama bu başka eğitim… İmamın ordusuna asker yetiştiriyorlar.
Fakat Fetullahçılar en az Tayyip kadar kurnaz çakallardır.
Mutlaka bir yolunu bulurlar.
Mesela yüzme kurslarını Tayyip kapatamaz.
İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusca kurslarını…
Judo, boks, tekvando, karete…  Kapatamaz…
Kurslara gidip eğitim almak anayasamızda en doğal haktır.
Bu yasayı Anayasa mahkemesi bile kaldıramaz.
Dersane yerine kurslar devreye girerse…
Diyelim ki Tayyip bunları da kaldırdı…
Siz de siyaset okullarını kaldırın kardeşim…
Partinin içinde siyaset okulu mu olur?
Hangi anayasada yazıyor bu?
Fetullahın fırıldakları karar vermeli:
“Hıyanet sarmalı”, ihanet sarmalından daha insaflı…
Kenan Evren’in dersaneleri kapattığını gördünüz mü?
Akıllı olun…
İhanet sarmalı Tayyip okullarınızı da alır, televizyonunuzu da alır elinizden…
Zırıl zırıl ağlarsınız.
Fakat Tayyip yine duymaz… Çünkü onun derdi başka…

Kenan Akkuş (esrehber)




19 Kasım 2013 Salı

MİLLETVEKİLLİĞİNE ADAY OLDUĞUMU AÇIKLAYINCA GECE EVİM BASILDI



MİLLETVEKİLLİĞİNE ADAY OLDUĞUMU AÇIKLAYINCA GECE EVİM BASILDI

EĞER MECLİS'E GİREBİLSEYDİM, BİZİ YÖNETEN ŞEREFSİZLERE KAN KUSTURURDUM...

YOK ETTİKLERİ ŞU MAHKEME KARARINA BİR BAKINIZ HELE:
PKK’LI KATİLLERE BİLE BÖYLE CEZA VERMEDİLER

YARGITAY DAVANIN ESASINA BİLE BAKMADAN 2 DEFA BOZDU…

HAKİM, DOSYA NUMARASINI DEĞİŞTİRDİ, İDDİANAMEYİ DEĞİŞTİRDİ VE ARDINDAN DAVA KAYBOLDU...

İFTİRALARLA BENİ AKIL HASTANESİNE KAPATAN İLK HAKİM:

MURAT KARAHİSAR… ALLAH BELANI VERSİN… ŞEREFSİZ..



ESKİŞEHİR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ’NE
YAZILI SAVUNMA DİLEKÇEMDİR

Dosya No: 2008/685

Sayın Hakim,
Yargıtay’a üç senedir ısrarla suç duyurularında bulundum. 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bozularak geri gönderilmesinden sonra, sorumlusu olduğunuz 3. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı da bozulmuştur.
Mahkemenizde yargılandığım bu dava sadece Başsavcı Gökhan Karaburun’a ve Vekili olan Coşkun Mutluer’e “hakaret ettiğim” konularını kapsamıyor.
Olayların içinde üç adet cinayet var ve birine bizzat şahidim.
Şahit olduğum birinci dereceden korunması gereken sit alanı talanı…
Şahit olduğum Türkiye’nin en büyük tarihi eser kaçakçılığı…
Şahit olduğum kamu makamlarından hırsızlık…
Şahit olduğum devlet bankasının hortumlanması… (Emlakbank)
Şahit olduğum karapara aklama işleri…
Şahit olduğum ve belgelediğim sahte ruhsatlı 35 adet kaçak villa…
Şahit olduğum sahtecilik yoluyla sigorta şirketlerinin dolandırılması…
Şahit olduğum extay ticareti…
Özel şirketlerden soygun, tokat işleri…
Şahit olduğum çalıştırdıkları işçileri öldüresiye darp etme işi…
Şahit olduğum Eskişehir Subay Orduevi yenileme işinde bir kolon
patlatılarak binaya zarar verme işi… Bu konuyu Israrla ilgili makamlara bildirdim ve önlem alınması için çok uğraştım. Genelkurmay’dan gelen Albay’a ifade verdim. Oysa 7 katlı ve önemli bir binanın kolon güçlendirme işinde uzman mühendisler görevlendirilmeliydi. İlkokul mezunu bile olmayan iki inşaat ustası binanın kolonlarını açarak güçlendirme çalışmaları yaptı ve bir kolon patlattı. Dahası: Subay Orduevi binasını yenileme işinde yüzlerce paslı malzemeler kullanıldı. Bu paslı malzemelerin listesini de Kenan Akkuş tuttu…
Ilgaz mafyası bu ihbarlarımı inkar etmezken…
Sayın Başsavcım ve Sayın Vekilleri de işte yukarıda sıraladığım ve devletimize karşı yapılan bu yasadışı işleri hep örtbas etti.
Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı ve Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel, yasadışı işlerin ortaya çıkarılmasında şahsıma destek verirken, Adaletimin Eskişehir’deki iki temsilcisi, ısrarlı suç duyurularında bulunmama rağmen, hiçbir surette ifademi almadılar. İfade verme isteklerimi reddettiler. Yasadışı işleri kapatmaya çalışmaktan başka icraat yapmadılar. Oysa şikayetçi olan bu şahıslar, 14 ay Ilgaz mafyası içinde hizmet verdiğimi bildikleri gibi, mafyanın yasadışı işlerinde şahsımı kullandığını da biliyorlardı.
Başsavcı ve Vekili, hiçbir zaman ihbarlarımı “yalanlama” yoluna gitmediler. Doğruları anlattığımı biliyorlar.
Ilgaz mafyası da, yukarıda ilettiğim ve bizzat şahit olduğum yasadışı işleri ihbar etmem sonrasında şahsıma “iftira davası” açamadılar. Çünkü hepsine bizzat şahit olmuştum. “Hakaret davaları”yla halen yargılanmaktayım.
Sayın Hakim,
Kenan Akkuş suç işlemez, hakaret etmez. Sadece bildiği ve şahit olduğu yasadışı işleri, doğruluğunu taahhüt ederek anlatır, Türkiye Cumhuriyeti Adaleti’ni temsil eden ve sorumluluk üstlenen şahısların “gereğini yapmasını” talep eder. Fakat Adaletin temsilcileri ifade almak yerine linç etmeyi tercih eder.
Şahsımdan şikayetçi olup mahkum ettiren iki şahıs hiçbir surette, Devletin onlara maaş karşılığında beklediği asli görevlerini yapmadılar.
Şimdi kim suçlu? Devletinin çıkarlarını düşünerek ölümüne savunan ve gereğinin yapılması için ADALET’e yardım etmek isteyen Kenan Akkuş mu suçlu? Yoksa, devletimize karşı yasadışı işleri alışkanlık haline getirmiş bir ÇETE’nin yasadışı işlerini beş senedir ısrarla kapatan iki şahıs mı suçlu?
Eskişehir Başsavcısı yasadışı işlerin belgelerini dosyadan alıp yok ederken, Vekili de karakollarda verdiğim ifadelerimi yırttı, sonra da alay etti.
Kenan Akkuş da çocuklarının nafakasından feragat edip 18 internet sitesi kurdu ve Eskişehir’deki yasadışı işleri ısrarla deşifre etti. Susturmak adına cezaevlerine kapatıldı. Sonrasında Nezarethane fasılları… Savcılar tehditlerle, iftiralarla ve komplolarla gırtlakladı. Taahhüt ettiği doğruları anlattığı internet sitelerinden kelimeler ve cümleler cımbızlarla seçildi, şahsına çok sayıda “hakaret davaları” açıldı. Dahası, mahkemelere sunduğu yazılı savunma dilekçeleri başka mahkemelere havale edildi, davalar çoğaltıldı. Oysa her zaman internet sitelerinde ve gönderdiği maillerde şunu söyledi: “Yasadışı işler belgelidir. Şahsıma hakaret davaları değil, iftira davaları açılmalıdır.” Buyursunlar, şikayetçiler mahkemelere gelsinler de yüzleşelim.
Sayın Hakim,
Dilekçemden anlaşılacağı ve beş senedir ısrarla anlattığım üzere: Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer, Ilgaz mafyasının yasadışı işleri konusunda görevlerini yapmayarak ve mafyanın yasadışı işlerini örtbas ederek suç işlemişlerdir.
Bu davada “Görevli memura görevinden dolayı hakaret” yoktur. “Görevini yapmayan ve asli görevini unutarak yasadışı işleri ısrarla kapatma yolunu seçen” memurlara hakaret ise çoktur.
Kenan Akkuş beş senedir devletin sorumlularına işte bunları anlatmaya çalıştı. Şikayetçi olan ve sorumluluk üstlenen iki şahıs devlet için ne yaptı?
Şikayetçi olan iki şahısın duruşmalara katılmasını ve şahsımla yüzleşmelerini mahkemenizden talep ediyorum.
Mahkemeniz talebimi uygun görmezse, bir üst mahkemeye başvurarak yargılanmamı talep edeceğim.
Özellikle üç adet cinayeti ve Türkiye’de yapılmış en büyük tarihi eser kaçakçılığı konularını kapsadığından, aslında bu davaya Sulh Ceza Mahkemeleri ve Asliye Ceza Mahkemeleri karar veremez.
1. Asliye Ceza Mahkemesine göndermiş olduğum belgelerin, bizzat Başsavcı Gökhan Karaburun tarafından yok edilmesi sonrasında, şahsımda oluşan şüpheler sebebiyle Mahkemenize belge sunmuyorum. Belgelerin Ağır Ceza’da kaybolmayacağına kanaat getirerek, davanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesini Yüce Mahkemenizden talep ediyorum.
Vereceğiniz bir başka kararın yine Yargıtay’dan döneceğini biliyorum. Çünkü ihbar ettiğim yasadışı işlerin belgeleri artık Yargıtay’da.
Mahkemenize Saygılarımı sunuyorum. 23/03/2009




YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ’NE
GÖNDERİLMEK ÜZERE
ESKİŞEHİR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ’NE,

Dosya No : 2008/879
Karar No : 2009/450
C.Savcılığı Esas No : 2006/2051
Temyiz Olunan Karar : Esk. 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararı. (Yargıtay 4.
Ceza Dairesi’nin bozarak gönderdiği davanın yeniden görülmesi)
Karar Tarihi : 14/04/2009
Temyiz Tarihi : 20/04/2009
Temyiz Eden : Sanık Kenan AKKUŞ
TEMYİZ NEDENLERİ:

Sayın Hakimlerim,

KONU 1). Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bozarak geri gönderdiği bu dava ile ilgili anlatacaklarımın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca araştırılması ve gerçekleri ortaya çıkarması zorunluluğu vardır. Bu davanın içinde üç adet cinayet, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığı, birinci dereceden korunması gereken sit alanlarının yağmalanarak kaçak villalar yapılması, kamu makamlarına rüşvetler dağıtılması, kamu makamlarından anlaşmalı hırsızlıklar yapılması, devletimizin bankası Emlakbank’ın hortumlanması, Eskişehir Subay Orduevi’nde binayı ayakta tutan kolonlardan birinin patlatılması, karapara aklanması ve uyuşturucu ticareti vardır.

KONU 2). Yukarıdaki yasadışı işleri ilgili tüm makamlara ısrarla ihbar ettiğim gibi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na da ihbarlarda bulundum. Sıraladığım bu yasadışı işler devletimizi ilgilendirmesi gerektiği halde, hiçbir zaman ve hiçbir surette, ihbarlarda bulunduğum hiçbir makam şahsımdan konularla ilgili ifademi almamış, bunların yerine “Başsavcı’ya ve Vekili’ne hakaret ettiğim” iddia edilerek aylarca cezaevinde susturulmuş, şahsıma çok sayıda “hakaret” davaları açılmış, İstanbul Adli Tıp Kurumu’na havale edilerek şahsıma “deli raporu” alınmaya çalışılmıştır.

KONU 3). Ayrıca, yine aynı Başsavcı Vekili’ne ve aynı yasadışı işler konusunda “hakaret ettiğim” iddia edilerek, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde şahsıma dava açılmış, Yargıtay’a gönderilmeden önce bu dosyanın içinden 20 adet “yasadışı işleri ispat eden belgeler” çalınmıştır. Bunlar ispatlıdır. Böyle olmasına rağmen bu davayı Yargıtay 4. Ceza Dairesi bozarak geri göndermiştir. Çalınan belgelerle ilgili Eskişehir 1. Asliye Ceza Hakimi’ni de suçladığım için reddi hakim talebinde bulundum. Bu mahkemeye sunduğum yazılı savunma hakkım gasp edilmiş, yazılı savunma dilekçem 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne teslim edilerek 20 ay hapis cezası aldırılmıştır. Bu da Anayasal bir suçtur ve belgelidir. Suçu işleyen de Eskişehir Başsavcısı’dır.

KONU 4). Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 20 ay hapis cezasına hükmettiği 19/12/2006 tarihli bu dava Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından bozularak geri gönderilmiştir. Ancak bu “bozma kararı” ikamet adresim bilindiği halde şahsıma PTT ile tebliğ edilmemiş, 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nden “yakalama emri” çıkarılmış, şahsım ikamet adresimde polis tarafından gözaltına alınmış, polis nezaretinde 3. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmış ve bu şekilde “bozma kararı” şahsıma tebliğ edilmiştir. Bu usül Anayasamızın hangi maddesinde yazılıdır, araştırdım fakat bulamadım.


KONU 5). Polis nezaretinde çıkarıldığım bu duruşmada “sözlü ifade vermeyeceğimi, ispat edebilmem için mahkemeye yazılı ifade sunacağımı” beyan ettim ve daha sonra mahkeme kalemine 23/03/2009 tarihli yazılı savunma dilekçemi teslim ettim. Davanın ikinci celsesi 14/04/2009 tarihinde yapıldı. Ancak şahsıma teslim edilen duruşma tutanağında bu celse 3. celse olarak gösterildi ve bu celse sadece beş dakika sürdü. (Duruşma tutanağının ilk sayfası ilişiktedir.) Şahsım hiçbir surette adil yargılanmadı ve şahsıma 3 buçuk sene hapis cezası verilerek dava beş dakikada “jet hızıyla” bitirildi. Anayasamızın şahsıma verdiği savunma haklarım elimden alındı. İnanamadım.

KONU 6). Dosyamda bulunan 23/03/2009 tarihli “yazılı savunma dilekçem” incelenirse, “Başsavcı Gökhan Karaburun’u 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyamdan yasadışı işleri ispat eden 20 adet belgeyi çalmakla” suçlamaktayım. Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’i, bir mafyanın yasadışı işlerini karakollara bildirdiğim ihbarlarımı ve ifadelerimi yırtmakla” suçlamaktayım. Yine bu dilekçemde yazılı olarak ve mahkemede sözlü olarak “Başsavcı ve Vekili ile yüzleşmeyi” ısrarla talep ettim. Fakat 3. Sulh Ceza Hakimi bu talebimi kabul etmediği gibi, RED de etmedi. Fakat beş dakika gibi kısa bir sürede davaya son noktayı koydu: 3,5 sene hapis… Oysa belgelerin çalınması ispatlıdır.

KONU 7). “3. celse” olarak belirtilen “duruşma tutanağında” : “Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi ve Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi’ne yazılan müzekkerelere iklamen cevap verildiği görüldü, okundu” ifadeleri geçmektedir. Bunlar şahsıma bildirilmediği gibi, neyi ifade ettiklerini de anlamış değilim. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde şahsıma dava açıldı. Başbakan’a “tarikatçı” diyerek hitap etmiş ve ispat etmiştim fakat gıyabımda yapılan mahkeme sonrasında bir buçuk sene hapis cezası almıştım. Bu dava Yargıtay’dadır. Diğer Mahkemelerin neyi ifade ettiğini bilmiyorum, şahsıma her hangi bir tebligat gönderilmemiştir. Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi kısmına cevabım: Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt, mafyanın şahsıma açtığı bir davada mafya avukatı ve bir savcı ile suç birliği yaparak iddianameyi değiştirmiştir. Bu sahtekarlık belgelidir. Adalet Bakanı’na ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne suç duyurularında bulundum. Mafyanın AKP kurucusu olması sebebiyle bu Hakim ve Savcı Adalet Bakanlığı’nca koruma altına alınmıştır. Yine Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde mafyanın şahsıma karşı açmış olduğu başka üç davada ispat edebileceğim iftiralarla yargılanmaktayım ve Hakim taraflı davranmıştır. Şahsımın savunma hakları Hakim tarafından sürekli gasp edildiği için “reddi Hakim” talebinde bulundum. Bu talebim, sahtekarlığını ispat ettiğim Hakim tarafından “mecburen” kabul edilmiştir. Ayrıca bu mahkemede Anayasamızı ihlal eden başka suçlar vardır fakat “temyiz etmek istediğim” dava ile ilişkisi olmadığından bunlara yer vermiyorum. Bu konuları Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na ileterek suç duyurularında bulundum.

KONU . Kararda görülen “Pislik takımını koruduğunuz ve himaye ettiğiniz için sizlere savaş açtım. Pislikten elinizi ayağınızı çekin. Ilgaz mafyasını korumaya devam ederseniz, umarım vicdanınızı kullanırsınız, kafanızı kullanmayı beceremediniz de…” Bu sözler tamamen şahsıma aittir ve asla inkar etmiyorum. İçinden cımbızla seçilerek iddianameye konu edilen bu sözlerimin bulunduğu (e-mail) mektubum sekiz sayfadır ve belgeli yasadışı işleri anlatır. Başsavcı’nın üç adet cinayeti nasıl örtbas ettiğini anlatır. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığını anlatır. Mafyanın Subay Orduevi’nde yaptığı hainlikleri anlatır. Hangi kamu makamlarına rüşvetler dağıtılmıştır, işte bunları anlatır. Emlakbank’ın nasıl hortumlandığını anlatır ve bu olayda şahidim önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’dir. Eskişehir Adliyesi’nde tüm savcılar ve hakimler, beş senedir suç birliği içindedirler ve mektubumdaki belgelediğim yasadışı işleri karartmaya devam ederken, iddianamede görüldüğü üzere sadece şahsımı suçlayacak kısımları mahkemelere taşıdılar. Şahsım, “görevini yapmak istemeyen” savcıya “hakaret ederek” suç işliyorsa, Başsavcı ve Vekili de cinayetleri örtbas ederek suç işlemişlerdir. Mahkemelere yüzleşmeye de gelmediler. Üstelik hizmet için devletten maaş alıyorlar. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, şahsıma açılan “hakaret davalarına” el koyar ve incelerse, suçlular ve suçlar ortaya çıkacaktır. Bu sebeple ısrarla “suç duyurularında” bulunmaya devam ediyorum.

KONU 9). Gıyabımda yargılanmam sonrasında Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bozduğu karar 20 ay hapis cezasıydı ve paraya çevrildi. Yeniden yargılanmam sonrasında ve beş dakikalık tek celsede 3,5 (üç buçuk) sene hapis cezası aldım. Yani cezam ikiye katlandı. Sayın Hakim’e saygısızlık da etmedim. Polis eşliğinde çıkarıldığım ve “bozma kararını” aldığım duruşmayı ve 14/04/2009 tarihli ve beş dakikalık tek duruşmayı ses bandına kaydettim. Eğer talep edilirse bu bantları teslim edebilirim. Duruşmada özellikle şunu vurguladım fakat tutanaklara geçirilmedi: “Belgelediğim üç adet cinayet ortada olduğu sürece bu davalar Yargıtay’dan geri dönecektir. Lütfen cinayetlerle ilgileniniz…” Sayın Hakim bu sözlerimi duymazdan geldi. Zaten Eskişehir Adliye Binası’ndaki hiçbir Hakim ve hiçbir savcı cinayetlere ilgi duymadı.

KONU 10). Mahkemelere Anayasal hakkım olan “yazılı savunma dilekçesi” teslim ediyorum, fakat bu dilekçem bir başka mahkemeye götürülerek davalar çoğaltılıyor. Şahsım cezaevinde aylarca susturuluyor. Bu davalar Yargıtay’da bekletiliyor. Bunlardan birinde “seçme ve seçilme” haklarımla birlikte birçok kamu haklarım elimden alındı. Temyiz dilekçesi sunduğum bu davada da birçok haklarım elimden alınmıştır. Özellikle: “Kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılmasına.” Avrupa Birliği’ne girmek için çabaladığımız bir dönemde böyle bir cezaya karar verilmesine esefle bakıyorum. Şu anda internette site tasarımcısı olarak çalışıyorum ve yapabileceğim başka meslek yok. Eğer bu işimi kapatırsam ailem aç kalır. Acaba bu kararı veren Sayın Hakim mi besleyip büyütecek ve okutacak benim çocuklarımı, merak içindeyim.

KONU 11). Vatandaş olma sorumluluğumu bilerek yasadışı işleri belgeledim ve ilgili makamlara ihbarlarda bulunarak adaletime yardım etmek istedim. Oysa Adaletim şahsımı, bu ihbarlarım yüzünden beş senedir süründürüyor. Vatandaşlık görevimi yaptığım için tüm kamu haklarım elimden alındı. Yurt dışına çıkma yasağım da mevcuttur. Vatandaşlık görevimi yaptığım için ya şahsımda bir yamukluk var, ya da şahsımı beş senedir ısrarla yargılamaya çalışan adaletimde yamukluk var. Çözebilmiş değilim. Israrla ihbarlarda bulunduğum bu AKP kurucusu mafyanın içinde yasadışı işlerde “maşa” olarak kullanıldım ve pişmanım. Pisliklerden ve pislik işlerden bir şekilde sıyrıldım. AKP kurucusu bu pislik mafyanın tüm pislik işlerini biliyorum. Ben “vatandaş olmaktan” vazgeçmiyorum ve devletimize karşı yasadışı işler yapan AKP’li mafyayı, “olması gereken adalet önünde” yargılatmak için ısrarla savaşıma devam ediyorum. Bu savaşta Eskişehir Emniyet Müdürü’müz ve önceki Vali’miz desteklerini şahsımdan esirgemedi ve bir çok yasadışı işleri ortaya çıkardım. Bu sebeple Sayın Valimiz Kadir Çalışıcı görevinden alındı. Fakat Başsavcı ve Vekili yasadışı işleri örtbas etmek için beş senedir mücadele veriyor ve iftiralarla susturmaya, komplolarla yargılatmaya, dava dosyalarından belgeler çalmaya devam ediyorlar. Bunlar belgeli olmasına rağmen Adalet Bakanı’mız gözlerini yummaya, kulaklarını tıkamaya devam ediyor. Bir başka dava dosyasından da belgeler çalınmıştır fakat şimdilik susuyorum. Siz Yüksek Yargı’nın Sayın Hakimlerinden bu yamuk işler için destek istirham ediyorum. Ya bırakınız bu hainleri hak ettikleri yerlere göndermek için savaşıma devam edeyim, ya da onayın intihar edeyim. Çünkü bu davalar onur meselem haline gelmiştir. Eskişehir Adliyesi’ndeki tüm hakimler ve savcılar şahsıma karşı bir linç kampanyası başlattılar. Bu ülkenin sahipsiz olmadığını birileri bu şahsılara göstermelidir. Bu sebeple savaşımdan vazgeçmiyorum.

Yüksek Yargı’ya saygılarımı sunuyorum. 20/04/2009

Telefonum: 0535 232 12 47
Sanık Kenan AKKUŞ

EKLERİ: Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyamdan, Yargıtay’a gönderilmeden önce 20 kadar belgenin çalınması sebebiyle, Eskişehir Adliye Binası’nda hiçbir kimseye güvenim kalmamıştır. Bu sebeple bu dava ile ilgili belge ve ekleri bizzat PTT yoluyla Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne gönderdim.

Bu temyiz dilekçesi ve ekleri, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne 20/04/2009 tarihinde gönderilmiştir. Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin bilgilerine…

YARGITAY BU DAVAYI İKİNCİ KERE BOZDU
ŞİMDİ İDDİANAME DEĞİŞTİ, DOSYA NO DEĞİŞTİ VE YARGILAMAYA DEVAM…
FAKAT İYİCE BİR ARAŞTIRDIĞIMDA, KAYBOLAN ONLARCA DAVAYA BU DA EKLENMİŞTİ...

…VE BU ADALETİ ŞİKAYET EDEBİLECEĞİM BİR MAKAM YOK.

Kenan Akkuş



TAYYİP İLE FETULLAH'IN KAVGASI NASIL BAŞLADI?



TAYYİP İLE FETULLAH'IN KAVGASI NASIL BAŞLADI?

FETULLAH GÜLEN'İN SİLMEMİ İSTEDİĞİ VE ABD’DEN YAYIMLANAN İNTERNET SİTEMDEKİ YAZILARDAN BİRİ İŞTE:

FETULLAH İLE TAYYİP’İN FIRILDAKLARI NASIL BOZULUR?

Olmayan aklımla bu işi çözdüm. Geliştirmek, aklı olanlara…
Uygulamak da Türk Milletine düşüyor….
Fakat önce bu yazıyı incelenmeli ve tüm insanlarla paylaşılmalıdır:

FETULLAH AMERİKA’DA NE YAPIYOR?

ABD’li gazeteci (aynı zamanda öğretim üyesi ve eski FBI danışmanı) Paul L. Williams, Fethullah Gülen’in Pennsylvania’daki çiftliğine giderek izlenimlerini iki bölüm halinde yazdı.
http://www.turkishforum.com.tr/en/content/2010/04/16/fetullah-islamic-soldiers-invade-saylorsburg-pa/


İşte o yazılardan önemli satır başları:

“-Fetullah Gülen’in Saylorsburg Pennsylvania’daki çiftliğinde 100 dolayında kişi yaşıyor.”

“-Çiftlikte silahlı eğitim yapılıyor. Çevredeki Amerikalılar AK-47 silahlarıyla yapılan eğitimden duydukları rahatsızlığı FBI’ya iletmişler.”

“-Çiftlikte bir helikoper pisti bulunuyor ve helikopterler çiftliğin üzerinde alçak uçuş yaparak, çevredekileri rahatsız ediyorlar.”

“-Çitlikte güvenlik had safhada.”

“-Fethullah Gülen, dünyanın en tehlikeli İslamcısı.”

“-Fethullah Gülen’in serveti 30 milyar dolar civarında”.

“-Hiçbir resmi eğitimi olmamasına rağmen “Özel Yeteneğe Sahip Olanlar” statüsünden ABD’de oturma izni alması ilginç.”

“-Clintonlar ile güçlü bağları var.”

“-Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Fethullah Gülen taraftarı.”

“-ABD’de 90 civarında okulu bulunuyor. Okulların çoğu şikayet konusu olmuş.”

“-Gülen’in amacı Osmanlı İmparatorluğu’nu ve halifeliği yeniden canlandırmak.”

“-Gülen kendisini ılımlı ve hoşgörülü olarak nitelendiriyor, ancak bunun böyle olmadığı çiftiliğe gidildiğinde ortaya çıkar radikal İslamcılar görüldüğünde hemen anlaşılıyor.”

“-Gülen, CIA’nın desteğiyle Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede medreseler açıyor.”

“-Gülen’in yasadışı aktivitilerine FBI ve CIA sessiz kalıyor.””

ABD’DE YAYIN YAPAN BİR İNTERNET SİTESİ, FETULLAH’I VE İCRAATLARINI BAŞKAN OBAMA’YA İHBAR EDİYOR: Familiy Security Matters.org

“Fetullah Gülen’in satın aldığı 45 dönümlük arazi içinde CIA ajanları, Müslümanları eğitiyor.

Silahlı eğitim veriliyor, bu kimseler oldukça genç, sayıları yüzden fazla…

CIA’nın gerilla eğitimi verdiği bu gençler bu eğitimi ne kadar zamanda alıyorlar ve yenileri ne zaman geliyor, bilinmiyor.

CIA, devlete ait helikopterlerle bu çiftliği 24 saat havadan koruyor.

Terörizme karşı olan devlet politikamız bu yasadışı işlere nasıl izin veriyor?

Fetullah Gülen’in ABD topraklarında bir gerilla ordusu eğitmesi sizce normal mi?”

Başkan Obama bu sorulara cevap vermez, internet sitesi de şu başlığı kullanarak kamuoyuna duyurur:

OBAMA YÖNETİMİ PENSİLVANYA’DAKİ YABANCI MÜSLÜMAN MİLİSLERE GÖZ YUMUYOR…

CIA ajanları direkt Başkan Obama’ya bağlıdır ve bu yasadışı işlerin Obama’nın izniyle gerçekleştiği ortadadır.


FETULLAH İLE CIA ANLAŞMA İMZALAMIŞ…

Familiy Security Matters.org isimli internet sitesinde bakın neler var daha:

“Bu çiftlikte çok sayıda müslümana gerilla savaşı eğitimi veriliyor.

CIA helikopteri sürekli alçaktan uçarak çevredeki yerleşim alanlarında kalanları rahatsız ediyor.

Silah sesleri sürekli geliyor.

Fetullah Gülen son derece lüks bir dağ evinde kalıyor ve çevreye “İş adamı” olarak tanıtılıyor.

30 milyar doları aşan varlığı ile CIA, FBI, NSA ve çok sayıda güvenlik kuruluşuyla anlaşmayı biliyor.

Bill ve Hilary Clinton, James Baker, Madeleine Albright, George W. Bush, Fetullah Gülen’in yakın dostları içindedir.

Fetullah Gülen’in hayali Yeni Osmanlı Devleti ve evrensel bir halifeliktir.

CIA’nın yardımıyla Kazakistan, Tacikistan, Kıgızistan, Kıbrıs gibi ülkelerde yüzlerce medrese ve cemaatler oluşturdu.

Ak Parti’nin temeli Pensilvanya’da atıldı.

Mason Kuruluşlar ve Mason iş adamları Fetullah Gülen’e para yağdırıyor.

Çiftlik, tüm davetsiz misafirlere yasak.

Fetullah Gülen, “Türkiye’deki bir terör örgütünü ABD’den yönetiyor…” şeklinde ihbar edildi.

Amerika Güvenik Bakanlığı, bu ihbar üzerine Fetullah Gülen’i sınır dışı etmek istedi.

Ancak devreye CIA girdi ve Savunma Bakanlığı’na şu açıklamayı yaptı: “Bu adam ülkemizin ulusal güvenliği için bize lazım. Sahibi olduğu bütün okullarda yönetim elimizde.

Yaptıkları ve bundan sonra yapacakları bizi ilgilendirmiyor. Çok sayıdaki ülkede binleri bulan okullara bizim ihtiyacımız var.

İran’ı vurmak için bu adama ihtiyacımız var. Fetullah Gülen’in de karşılık olarak bizim gücümüze ihtiyacı var…”

Kısacası “ULUSAL GÜVENLİK” masallarıyla ABD yönetimi Fetullah Gülen’i kullanıyor.

Fetullah Gülen de hayalleri için CIA’yı ve ABD’yi kullanıyor.

İşte bu sebeple Recep Tayyip Erdoğan’a öneride bulunuyor:
“Sırtınızı Amerikaya verin…”

Plan şöyle: “Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak için Fetullah Gülen’e ve Ak Parti’ye destek olunacak. Yeni Osmanlı Devleti adıyla eyaletlerden kurulu bir devlete izin verilecek (Kürdistan eyaleti planın diğer parçası), gerekirse ABD savaşta destek olacak. Özellikle Doğu Anadolu Bölgesi ve İran’a yakın bölgeler seçilerek askeri mühimmat stoklanacak.”

Bu anlaşmalardan sonra 2008 yılında Federal Mahkeme kararını açıkladı:

FETULLAH GÜLEN “EĞİTİM ALANINDA OLAĞANÜSTÜ YETENEKTİR”, ABD’DE KALICI İKAMET STATÜSÜ TANINMIŞTIR.”

Okuduklarınız kelimesi kelimesine doğrudur.

FETULLAH’IN SİNSİ PLANLARI NASIL BOZULUR?

ABD’nin ve aracılık eden CIA’nın oyundan çekilmesi durumunda fırıldak dolu oyun biter.

Bu nasıl olacak?

Fetullah Gülen’in Rusya’daki okulları, CIA ajanı tespit edilerek kapatıldı.

İran, Fetullah’ın okullarını, ülkesinin kültürel yapısını bozduğunu iddia ederek kapattı.

Yine Fetullah Gülen’in Özbekistan’daki okulları, CIA ajanı tespit edilerek kapatıldı.

Azerbaycan, “Bu okullarda İngilizce eğitim veriliyor, Türklüğe aykırı” diyerek Fetullah’ın okullarını kapatmaya hazırlanıyor.

Türkmenistan’daki okullarının kapatılma kararı alındı, yakında tamamı kapatılıyor.

İşte Fetullah’ın planlarını bozma yolu bu: OKULLARINI TEK TEK KAPATTIRMAK…

Fetullah Gülen, 130 ülkede binlerce okulunun bulunduğunu söylüyor.

Hangi ülkede okulu varsa, o ülkenin devlet başkanına ve büyükelçisine şöyle bir ihbarı topluca, binlerce yapmak yeterli:

“ ULUSAL GÜVENLİĞİNİZ TEHLİKEDE.
FETULLAH GÜLEN’E AİT OKULLARDA CIA AJANLARI GÖREV YAPIYOR.
LÜTFEN BU OKULLARI KAPATAN ÜLKELERİN BAŞKANLARIYLA İRTİBAT KURUNUZ.”

Denemekte fayda var. Zaten başka yolumuz yok…

İşte okulları ve bulundukları devletler:

Kuzey Amerika
Kanada: Dil kursları.
ABD: 5 özel okul, 50'nin üzerinde kültür merkezi.
Meksika: 1 okul ve kültür merkezi.

Güney Amerika
Kolombiya: Kültür merkezi.
Şili: Kültür merkezi.
Arjantin: Kültür merkezi. www.argentine-embassy-uk.org
Brezilya: Kültür merkezi.

Afrika
Fas: 4 okul.
Cezayir: Dil okulu.
Mısır: Dil okulu ve öğrenci evleri.
Moritanya: 1 okul.
Mali: 1 okul.
Nijer: 1 okul.
Çad: 1 okul.
Sudan: 2 okul.
Etiyopya: 1 okul.
Senegal: 1 okul.
Gambiya: 1 okul.
Gine Bissau: 1 okul.
Gine: 1 okul.
Burkina Faso: 1 okul.
Gana: 1 okul.
Togo: 1 okul.
Nijerya: 4 okul, 1 kültür merkezi.
Kamerun: 1 okul.
Orta Afrika Cumhuriyeti: 1 okul.
Kongo: 1 okul.
Uganda: 1 okul.
Kenya: 4 okul.
Tanzanya: Eğitim kompleksi (Dispanserleri, spor alanları olan kompleks ilköğretim okulu ve liseyi kapsıyor)
Malavi: 1 okul.
Mozambik: 1 okul.
Madagaskar: 1 okul, 1 kültür merkezi.
Güney Afrika: 4 okul.

Okyanusya
Avustralya: 7 okul.
Endonezya: 4 okul.
Filipinler: 4 okul.

Asya
Kazakistan: 29 okul.
Tacikistan: 13 okul.
Kırgızistan: 12 okul.
Türkmenistan: 20 okul.
Özbekistan: 1 okul.
Afganistan: 4 okul.
Pakistan: 6 okul, 1 kültür merkezi.
Hindistan: 3 okul, 1 dil okulu.
Nepal: 1 okul.
Bangladeş: 4 okul.
Moğolistan: 4 okul.
Japonya: 1 okul, 5 dil okulu, kültür merkezleri.
Güney Kore: 1 kültür merkezi.
Malezya: 1 okul.
Vietnam: 1 okul.
Kamboçya: 2 okul.
Burma: 2 okul.
Tayland: 3 okul.
Irak: 4 kolej.
İsrail: 1 kültür merkezi.
Yemen: 1 okul.

Avrupa
Rusya Federasyonu: 6 okul.
Azerbaycan: 12 okul
Gürcistan: 3 okul.
Ukrayna: 2 okul.
Moldova: 2 okul.
Litvanya: 1 kültür merkezi.
Letonya: 1 kültür merkezi.
Estonya: 1 kültür merkezi.
Romanya: 4 okul.
Bulgaristan: 3 okul.
Makedonya: 4 okul.
Arnavutluk: 4 okul.
Bosna-Hersek: 2 okul.
Macaristan: 1 dil okulu, 1 kültür merkezi.
Slovakya: 1 kültür merkezi.
Çek Cumhuriyeti: 1 kültür merkezi.
Polonya: 1 kültür merkezi.
Almanya: 3 okul, dil okulları ve kültür merkezleri.
Avusturya: 1 dil okulu.
İtalya: 1 kültür merkezi.
İsviçre: Öğrenci yurdu ve kültür merkezi.
Hollanda: Öğrenci yurdu ve kültür merkezi.
Belçika: 1 okul, öğrenci yurdu, dil okulu ve kültür merkezi.
Fransa: Kültür merkezi ve dil kursu.
Danimarka: Dil kursu ve kültür merkezi.
Norveç: Dil kursu ve kültür merkezi.
İsveç: Dil kursu ve kültür merkezi.
Finlandiya: 1 kolej, dil kursu ve kültür merkezi.
İngiltere: Öğrenci yurdu, dil okulu, kültür merkezi.
Portekiz: 1 kültür merkezi.
İspanya: Kültür merkezi ve dil kursu.

ÜNİVERSİTELER

Kazakistan kazank@kazakhstan.org.tr
Kırgızistan
Türkmenistan (Kapatıldı)
Gürcistan
Azerbaycan. (Kapatıldı)

HADİ, İHBARLARA BAŞLAYALIM:

“Sayın Kazakistan Büyükelçisi’ne, Devlet Başkanı’na kazank@kazakhstan.org.tr

ULUSAL GÜVENLİĞİNİZ TEHLİKEDE. FETULLAH GÜLEN’E AİT OKULLARDA CIA AJANLARI GÖREV YAPIYOR. LÜTFEN BU OKULLARI KAPATAN ÜLKELERİN BAŞKANLARIYLA İRTİBAT KURUNUZ.

Okul kapatan ülkeler: Rusya, İran, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan.”

İNGİLİZCESİ:

Mr. Ambassador, State President
National security is at stake. CIA agents are on duty FETULLAH Gülen schools belong. The presidents of these countries, please contact your school closes.
School closes countries: Russia, Iran, Azerbaijan, Uzbekistan, Turkmenistan

YUKARIDA İSİMLERİ BULUNAN BÜYÜKELÇİLİKLERE BU MEKTUBU E-MAİL OLARAK GÖNDERİNİZ

SONUÇ: Çiftliklerde artık inek koyun yetiştirilmiyor. TERÖRİST YETİŞTİRİLİYOR…

On binleri bulmuş…
Eğitim süresi altı aymış…
Bu teröristler, fakir ailelerden seçilirmiş…
Eğitilecek gençlerin ailelerine: "Amerika’da okuyacaklar" denerek kandırılıyorlarmış…


Kenan Akkuş





KATİL TAYYİP’İN CİNAYETİNİ ÖRTBAS EDEN SAVCI

HABİP KORKMAZ ŞİMDİ ÇORLU BAŞSAVCISI

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Tayyip'in emriyle kapatıldı)







HADİ ŞİMDİ SÖYLEYİN...

Hangi savcı bu hainler için iddianame hazırlayabilir?
Hangi hakim yargılayabilir?
... ve hangi gazete yayınlayabilir?

Bu cinayeti benden başka kamuoyuna sunan var mı?

Öldürülmeyi çoktan hak ettim de...
Beceremiyorlar...

Eğer ki bu hırsızlar yargılansaydı...
Binali'nin de kellesi kopardı...
Hırsız Tayyip'in de...
Tornavidacı Feridun ötmeye karar verince...
Adalet Bakanı Bozeşşeğin emriyle dava kapatıldı...

Kenan Akkuş (esrehber)





MUHSİN YAZICIOĞLU'NU BAŞBAKAN TAYYİP ÖLDÜRTTÜ

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldüğü günden beri ısrarla “Hizbullah'ın suikastı sonrasında öldürüldüğünü” duyurmaktayım.

Ortada kazadan öte bir olay var ve devlet büyüklerimiz ilk beyanlarında (başta cinayetleri örtbas etmekle meşhur Cemil Çiçek ve Hizbullahçı Tayyip) “Bu bir kazadır” diyerek, suikast olabileceği akla dahigetirilmeyerek önyargılarını ortaya koymuşlardır.

Zaten enkaza ilk ulaşanların ve delilleri karartanların kimler olduğu ortadadır. 3 bin kişinin ve 25 helikopterin katıldığı kurtarma operasyonu tamamen fiyasko olduğu gibi, tamamen düzmece ve göstermelik bir senaryodur.

Eğer istenseydi, kazadan 10 dakika sonra, altı kişinin de üzerinde bulunan ve bunlardan sadece bir tanesinin cep telefonunun verdiği sinyallerle kazazedelerin tam yeri tespit edilebilir, kurtarma helikopterleri bölgeye ulaşırdı. Bilgi de, teknoloji de bu iş için ülkemizde vardır. 112’yi suçlamak ise sadece ahmak kafaların “sıyrılma” çaresidir fakat bunu Kenan yemez.

Maalesef ki Döngel Köylüsünün “köylerinin üstünden ve alçaktan uçan kırmızı bir helikopter geçtiği, daha sonra da patlama sesi duyduklarını, daha sonra bu durumu ilgili makamlara telefonla ilettiklerini”… Bu sözler gerçektir…

Döngel köylüsüne “konuşma yasağı koyan” kimler dersiniz? Enkaza ilk ulaşan köy korucularını susturan, ellerinden telefonlarını alan, koruculara “konuşma yasağı” koyan kimlerdir?

Hadi, sıkıysa konuşturun köylüleri… Aralarından bir tanesi konuşup, “faili meçhul” olmak ister mi acaba?

Bu konuda anlatacaklarım çoktur. Tezgah Fetullah Terör Örgütü’nündür, “Ergenekon safsatalarıyla ilişkilendirilmek adına” tezgahlanmıştır, fakat Vatandaş Kenan bunu yememiş ve “kaza”nın olduğu gün internet sitesinin en üst sayfasında yer vermiştir.

Ergenekon safsatalarının geçmiş dalgalarını hatırlayın. Geçin dalganızı bakayım… 11’inci dalga mıydı? “Baykal’a ve Bahçeli’ye de Ergenekoncular tarafından suikast düzenlenecekti…” Bu lafları ben etmedim. Hizbullahçı Tayyip’in Ergenekon savcıları haber verdiler. Fakat içlerinde Muhsin Yazıcıoğlu da var” diyemediler…

Oysa Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği kırmızı helikopter’in arka pervanesine “uzaktan kumandalı bombalı düzenek” kondu. Havalandıktan kısa bir süre sonra patlatıldı. Pilot ve yolcular yüksek gürültü çıkaran helikopterin motor sesi sebebiyle patlamayı duymadı fakat pilot kontrolü kaybederek uzun bir süre alçaktan uçtu. Üstelik pilot acemi ya da sıradan bir pilot değil, bir çok tehlikeli durumda bile kullandığı helikoptere hükmedecek tecrübeli bir pilottu ve bu olayda çaresiz kaldı, aracını yükseklere havalandıramadı.

Çok yoğun sis olduğu, dondurucu soğuk olduğu doğru fakat yoğun bir kar yağışı olduğu yalandır. Yoğun bir kar yağışı olsaydı helikopteri tamamen kapatırdı.

Helikopterde bir radar cihazı vardı ve yoğun siste bile karşısına çıkacak dağları ve tepeleri fark edebilirdi. Helikopter çok alçaktan uçarak 150 metrelik bir tepeye çarparak infilak etti. Oysa bu helikopterin yüzlerce metre yüksekten uçması gerekiyordu, çünkü yolu uzundu.

Yerden yüksekliğini gösteren cihazın çalışmaması söz konusu olamazdı. Pilot hatası olamayacağı gibi, pilotun Muhsin Yazıcıoğlu’nu bilerek ve isteyerek öldürebileceği de düşünülemezdi.

Bu tezgah Ergenekon safsatalarının bir parçası olarak düzenlendi fakat Fetullahçıların elinde patladı.

Bölgeye giden ve iki gün sonra ancak ulaşabilen ilk kurtarma timi gelmeden saatler önce Fetullah Terör Örgütü’nün elemanları olan subaylar, bildikleri tezgahın delillerini sildiler. Helikopterin içinden bazı cihazları sökerek yok ettiler.

Helikopter düştükten sonra İHA muhabiri İsmail Güneş 112 Acil Servisi aramıştır. Bu konuşmada bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ'ın inlediğini, BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya ve pilot Kaya İstektepe'den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ise ortada olmadığını söylemiştir.

Bu konuşmalar İsmail Güneş'in son konuşması olmuştur. Kazadan 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dâhil 6 kişinin cesedi, arama ekipleri içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlıçukur mevkiinde bulunmuştur.

Enkaz, 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değil 115 km uzağındaydı.

Alman bilirkişilerin bile içinden çıkamayacağı bu tezgah öyle bir ustalıkla hazırlanmıştı ki, bu iş için uzmanlaştırılmış Fetullahçılar bile başarılarına hayran kaldı. Bundan daha temiz bir iş olamazdı.

Hadi buyurun, sıkıştırın Hizbullahçı Tayyip’i… Telefon sinyallerini birkaç dakikada kesin ve net bulabilecek bir teknolojiye sahip olan Türkiye, nasıl ve hangi sebeple 115 km ötede 48 saat oyalandı?

Enkazdan 500 metre uzaklıktaki gazeteciye, kurtarma timindeki 3 bin kişi ve 25 helikopter nasıl ulaşamadı? Donup ölmesi mi beklendi? Anlatacaklarını hiç kimsenin duymaması mı gerekti?

Acaba bu yaşananlar Tayyip’in helikopterinin başına gelseydi, Tayyip kaç saniye sonra kurtarılırdı?

Bu olayda en dikkat çekici kısım: Kurtarma timinin başına geçerek her yere telsiziyle emirler yağdıran ve köylülerin ısrarla işaret ettikleri yöne değil de ters yöne insanları gönderen bu Hizbullahçı zat kimdir?

İşte bu Hizbullahçıyı bulup konuşturursanız, Muhsin Yazıcıoğlu’nu Tayyip'in emriyle  Hakan Fidan ve MİT ajanları tarafından öldürüldüğünü bulursunuz...

Suç delillerini yok eden Binali Yıldırım ve çetesi...


11/11/2012

Kenan Akkuş (esrehber)

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Kapatıldı)




MİT, TAYYİP'İN EMRİYLE SUİKAST 
PLANLARI YAPMAYA DEVAM EDİYOR
ÇOK SAYIDA TOPLU KATLİAMLAR YAPACAKLAR
MİTİNGLERİ KANA BULAYACAKLAR




FACEBOOK,
TÜRKİYE'DEKİ TERÖRE
DESTEK VERİYOR

TAYYİP’İN EMRİYLE MİT, TEMİZLİĞE DEVAM EDİYOR
ANKARA’NIN GÖBEĞİNDE DEVLET TERÖRÜ


RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN KATLİAM EMRİNİ VERDİĞİNİ
 SEKİZ GÜN ÖNCE KAMUOYUNA SUNDUM, ERTESİ GÜN 
 https://www.facebook.com/esrehber 
İSİMLİ FACEBOOK SAYFAM KAPATILDI...


ULUSAL KATİLİMİZ TAYYİP VE  DEVLETİN TERÖR ÖRGÜTÜ MİT

Reyhanlı Katliamı:

52 kişinin öldüğü, 146 kişinin yaralandığı korkunç olayda Recep Tayyip Erdoğan, saldırının Suriye gizli servisi tarafından yapıldığı ileri sürdü. Katliamın arkasından El Kaide terör örgütü çıktı. MİT, katliamın yapılacağını bir ay öncesinden tespit edip Recep Tayyip Erdoğan’a bildirmesine rağmen hiçbir önlem alınmadı. Jandarma Eri Utku Kalın’ın istihbarat yazışmalarını Redhack’e sızdırmasıyla olay ortaya çıktı.  Reyhanlı Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, El Kaide teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Diyarbakır Katliamı:

Patlamadan birkaç gün önce bombayı koyan Orhan G’nin gözaltına alındığı  ve serbest bırakıldığı anlaşıldı.. Herkes miting meydanına didik didik aranarak girerken bu şahıs aranmadı. O kadar büyük bomba aranmadan miting meydanına soktu. Saldırgan bombayı bıraktıktan sonra elini kolunu sallaya sallaya alandan çıktı. Recep Tayyip Erdoğan PKK’yı suçlarken, katliamın arkasından IŞİD çıktı. Diyarbakır Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Suruç Katliamı:

Suruç Katliamının bombacısı Abdurrahman Alagöz olduğu ortaya çıktı. Katliamda canlı bomba olarak intihar etti. Abdurrahman Alagöz IŞİD terör örgütü üyesiydi.  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmada gizlilik kararı alındı.  Suruç Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı.

Ankara Katliamı:

Şimdi Ankara katliamı ve resmi makamlara göre 97 kişi öldürülmüştü…
Oysa gizlenen rakam 127 kişi…

Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmaya gizlilik kararı alındı…

Seçim arifesinde neden bu katliam tezgahlanmıştı?
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri, muhalefet partisine oy yerenlerin miting alanlarından kaçmasını mı istiyordu?

AKP mitinglerinde kuş uçurtmayan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin seçim mitinglerinde ve protesto yürüyüşlerinde halkın güvenliğini neden ihmal etmişti?

Ölen 97 kişinin arasında polis yoktu…
Her mitingde halkın arasında görev yapan sivil polisler ve MİT ajanları, Ankara mitinginde neden yoktu?

Katliam yapılacağını polis ve MİT biliyor muydu?

Evet…. Maalesef biliyordu…

Emir büyük yerden, Recep Tayyip Erdoğan’dandı…

Tezhag MİT’in ve Hakan Fidan’ın projesiydi…

Maşa her zaman olduğu gibi IŞİD militanlarıydı…

Kenan Akkuş (esrehber)
10/10/2015

NOTUlusal Katilimiz  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla bir çok Facebook sayfam kapatılmış, bir çok sayfam engellenmiştir. Devletin terör örgütü MİT, katliamlarda Facebook yönetimiyle ortaklık yapıyor. İhbarlar engelleniyor. Kamuoyuna suç duyurusunda bulunuyorum.