9 Ağustos 2013 Cuma

PKK’LI KATİLLERE BİLE BÖYLE CEZA VERMEDİLER




PKK’LI KATİLLERE BİLE BÖYLE CEZA VERMEDİLER


YARGITAY DAVANIN ESASINA BİLE BAKMADAN 2 DEFA BOZDU…

HAKİM, DOSYA NUMARASINI DEĞİŞTİRDİ, İDDİANAMEYİ DEĞİŞTİRDİ VE BENİ HALA YARGILAMAYA ÇALIŞIYOR…

İFTİRALARLA BENİ AKIL HASTANESİNE KAPATAN İLK HAKİM:

MURAT KARAHİSAR… ALLAH BELANI VERSİN… ŞEREFSİZ..



ESKİŞEHİR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ’NE
YAZILI SAVUNMA DİLEKÇEMDİR

Dosya No: 2008/685

Sayın Hakim,
Yargıtay’a üç senedir ısrarla suç duyurularında bulundum. 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bozularak geri gönderilmesinden sonra, sorumlusu olduğunuz 3. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı da bozulmuştur.
Mahkemenizde yargılandığım bu dava sadece Başsavcı Gökhan Karaburun’a ve Vekili olan Coşkun Mutluer’e “hakaret ettiğim” konularını kapsamıyor.
Olayların içinde üç adet cinayet var ve birine bizzat şahidim.
Şahit olduğum birinci dereceden korunması gereken sit alanı talanı…
Şahit olduğum Türkiye’nin en büyük tarihi eser kaçakçılığı…
Şahit olduğum kamu makamlarından hırsızlık…
Şahit olduğum devlet bankasının hortumlanması… (Emlakbank)
Şahit olduğum karapara aklama işleri…
Şahit olduğum ve belgelediğim sahte ruhsatlı 35 adet kaçak villa…
Şahit olduğum sahtecilik yoluyla sigorta şirketlerinin dolandırılması…
Şahit olduğum extay ticareti…
Özel şirketlerden soygun, tokat işleri…
Şahit olduğum çalıştırdıkları işçileri öldüresiye darp etme işi…
Şahit olduğum Eskişehir Subay Orduevi yenileme işinde bir kolon
patlatılarak binaya zarar verme işi… Bu konuyu Israrla ilgili makamlara bildirdim ve önlem alınması için çok uğraştım. Genelkurmay’dan gelen Albay’a ifade verdim. Oysa 7 katlı ve önemli bir binanın kolon güçlendirme işinde uzman mühendisler görevlendirilmeliydi. İlkokul mezunu bile olmayan iki inşaat ustası binanın kolonlarını açarak güçlendirme çalışmaları yaptı ve bir kolon patlattı. Dahası: Subay Orduevi binasını yenileme işinde yüzlerce paslı malzemeler kullanıldı. Bu paslı malzemelerin listesini de Kenan Akkuş tuttu…
Ilgaz mafyası bu ihbarlarımı inkar etmezken…
Sayın Başsavcım ve Sayın Vekilleri de işte yukarıda sıraladığım ve devletimize karşı yapılan bu yasadışı işleri hep örtbas etti.
Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı ve Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel, yasadışı işlerin ortaya çıkarılmasında şahsıma destek verirken, Adaletimin Eskişehir’deki iki temsilcisi, ısrarlı suç duyurularında bulunmama rağmen, hiçbir surette ifademi almadılar. İfade verme isteklerimi reddettiler. Yasadışı işleri kapatmaya çalışmaktan başka icraat yapmadılar. Oysa şikayetçi olan bu şahıslar, 14 ay Ilgaz mafyası içinde hizmet verdiğimi bildikleri gibi, mafyanın yasadışı işlerinde şahsımı kullandığını da biliyorlardı.
Başsavcı ve Vekili, hiçbir zaman ihbarlarımı “yalanlama” yoluna gitmediler. Doğruları anlattığımı biliyorlar.
Ilgaz mafyası da, yukarıda ilettiğim ve bizzat şahit olduğum yasadışı işleri ihbar etmem sonrasında şahsıma “iftira davası” açamadılar. Çünkü hepsine bizzat şahit olmuştum. “Hakaret davaları”yla halen yargılanmaktayım.
Sayın Hakim,
Kenan Akkuş suç işlemez, hakaret etmez. Sadece bildiği ve şahit olduğu yasadışı işleri, doğruluğunu taahhüt ederek anlatır, Türkiye Cumhuriyeti Adaleti’ni temsil eden ve sorumluluk üstlenen şahısların “gereğini yapmasını” talep eder. Fakat Adaletin temsilcileri ifade almak yerine linç etmeyi tercih eder.
Şahsımdan şikayetçi olup mahkum ettiren iki şahıs hiçbir surette, Devletin onlara maaş karşılığında beklediği asli görevlerini yapmadılar.
Şimdi kim suçlu? Devletinin çıkarlarını düşünerek ölümüne savunan ve gereğinin yapılması için ADALET’e yardım etmek isteyen Kenan Akkuş mu suçlu? Yoksa, devletimize karşı yasadışı işleri alışkanlık haline getirmiş bir ÇETE’nin yasadışı işlerini beş senedir ısrarla kapatan iki şahıs mı suçlu?
Eskişehir Başsavcısı yasadışı işlerin belgelerini dosyadan alıp yok ederken, Vekili de karakollarda verdiğim ifadelerimi yırttı, sonra da alay etti.
Kenan Akkuş da çocuklarının nafakasından feragat edip 18 internet sitesi kurdu ve Eskişehir’deki yasadışı işleri ısrarla deşifre etti. Susturmak adına cezaevlerine kapatıldı. Sonrasında Nezarethane fasılları… Savcılar tehditlerle, iftiralarla ve komplolarla gırtlakladı. Taahhüt ettiği doğruları anlattığı internet sitelerinden kelimeler ve cümleler cımbızlarla seçildi, şahsına çok sayıda “hakaret davaları” açıldı. Dahası, mahkemelere sunduğu yazılı savunma dilekçeleri başka mahkemelere havale edildi, davalar çoğaltıldı. Oysa her zaman internet sitelerinde ve gönderdiği maillerde şunu söyledi: “Yasadışı işler belgelidir. Şahsıma hakaret davaları değil, iftira davaları açılmalıdır.” Buyursunlar, şikayetçiler mahkemelere gelsinler de yüzleşelim.
Sayın Hakim,
Dilekçemden anlaşılacağı ve beş senedir ısrarla anlattığım üzere: Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer, Ilgaz mafyasının yasadışı işleri konusunda görevlerini yapmayarak ve mafyanın yasadışı işlerini örtbas ederek suç işlemişlerdir.
Bu davada “Görevli memura görevinden dolayı hakaret” yoktur. “Görevini yapmayan ve asli görevini unutarak yasadışı işleri ısrarla kapatma yolunu seçen” memurlara hakaret ise çoktur.
Kenan Akkuş beş senedir devletin sorumlularına işte bunları anlatmaya çalıştı. Şikayetçi olan ve sorumluluk üstlenen iki şahıs devlet için ne yaptı?
Şikayetçi olan iki şahısın duruşmalara katılmasını ve şahsımla yüzleşmelerini mahkemenizden talep ediyorum.
Mahkemeniz talebimi uygun görmezse, bir üst mahkemeye başvurarak yargılanmamı talep edeceğim.
Özellikle üç adet cinayeti ve Türkiye’de yapılmış en büyük tarihi eser kaçakçılığı konularını kapsadığından, aslında bu davaya Sulh Ceza Mahkemeleri ve Asliye Ceza Mahkemeleri karar veremez.
1. Asliye Ceza Mahkemesine göndermiş olduğum belgelerin, bizzat Başsavcı Gökhan Karaburun tarafından yok edilmesi sonrasında, şahsımda oluşan şüpheler sebebiyle Mahkemenize belge sunmuyorum. Belgelerin Ağır Ceza’da kaybolmayacağına kanaat getirerek, davanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesini Yüce Mahkemenizden talep ediyorum.
Vereceğiniz bir başka kararın yine Yargıtay’dan döneceğini biliyorum. Çünkü ihbar ettiğim yasadışı işlerin belgeleri artık Yargıtay’da.
Mahkemenize Saygılarımı sunuyorum. 23/03/2009




YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ’NE
GÖNDERİLMEK ÜZERE
ESKİŞEHİR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ’NE,

Dosya No : 2008/879
Karar No : 2009/450
C.Savcılığı Esas No : 2006/2051
Temyiz Olunan Karar : Esk. 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararı. (Yargıtay 4.
Ceza Dairesi’nin bozarak gönderdiği davanın yeniden görülmesi)
Karar Tarihi : 14/04/2009
Temyiz Tarihi : 20/04/2009
Temyiz Eden : Sanık Kenan AKKUŞ
TEMYİZ NEDENLERİ:

Sayın Hakimlerim,

KONU 1). Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bozarak geri gönderdiği bu dava ile ilgili anlatacaklarımın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca araştırılması ve gerçekleri ortaya çıkarması zorunluluğu vardır. Bu davanın içinde üç adet cinayet, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığı, birinci dereceden korunması gereken sit alanlarının yağmalanarak kaçak villalar yapılması, kamu makamlarına rüşvetler dağıtılması, kamu makamlarından anlaşmalı hırsızlıklar yapılması, devletimizin bankası Emlakbank’ın hortumlanması, Eskişehir Subay Orduevi’nde binayı ayakta tutan kolonlardan birinin patlatılması, karapara aklanması ve uyuşturucu ticareti vardır.

KONU 2). Yukarıdaki yasadışı işleri ilgili tüm makamlara ısrarla ihbar ettiğim gibi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na da ihbarlarda bulundum. Sıraladığım bu yasadışı işler devletimizi ilgilendirmesi gerektiği halde, hiçbir zaman ve hiçbir surette, ihbarlarda bulunduğum hiçbir makam şahsımdan konularla ilgili ifademi almamış, bunların yerine “Başsavcı’ya ve Vekili’ne hakaret ettiğim” iddia edilerek aylarca cezaevinde susturulmuş, şahsıma çok sayıda “hakaret” davaları açılmış, İstanbul Adli Tıp Kurumu’na havale edilerek şahsıma “deli raporu” alınmaya çalışılmıştır.

KONU 3). Ayrıca, yine aynı Başsavcı Vekili’ne ve aynı yasadışı işler konusunda “hakaret ettiğim” iddia edilerek, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde şahsıma dava açılmış, Yargıtay’a gönderilmeden önce bu dosyanın içinden 20 adet “yasadışı işleri ispat eden belgeler” çalınmıştır. Bunlar ispatlıdır. Böyle olmasına rağmen bu davayı Yargıtay 4. Ceza Dairesi bozarak geri göndermiştir. Çalınan belgelerle ilgili Eskişehir 1. Asliye Ceza Hakimi’ni de suçladığım için reddi hakim talebinde bulundum. Bu mahkemeye sunduğum yazılı savunma hakkım gasp edilmiş, yazılı savunma dilekçem 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne teslim edilerek 20 ay hapis cezası aldırılmıştır. Bu da Anayasal bir suçtur ve belgelidir. Suçu işleyen de Eskişehir Başsavcısı’dır.

KONU 4). Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 20 ay hapis cezasına hükmettiği 19/12/2006 tarihli bu dava Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından bozularak geri gönderilmiştir. Ancak bu “bozma kararı” ikamet adresim bilindiği halde şahsıma PTT ile tebliğ edilmemiş, 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nden “yakalama emri” çıkarılmış, şahsım ikamet adresimde polis tarafından gözaltına alınmış, polis nezaretinde 3. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmış ve bu şekilde “bozma kararı” şahsıma tebliğ edilmiştir. Bu usül Anayasamızın hangi maddesinde yazılıdır, araştırdım fakat bulamadım.


KONU 5). Polis nezaretinde çıkarıldığım bu duruşmada “sözlü ifade vermeyeceğimi, ispat edebilmem için mahkemeye yazılı ifade sunacağımı” beyan ettim ve daha sonra mahkeme kalemine 23/03/2009 tarihli yazılı savunma dilekçemi teslim ettim. Davanın ikinci celsesi 14/04/2009 tarihinde yapıldı. Ancak şahsıma teslim edilen duruşma tutanağında bu celse 3. celse olarak gösterildi ve bu celse sadece beş dakika sürdü. (Duruşma tutanağının ilk sayfası ilişiktedir.) Şahsım hiçbir surette adil yargılanmadı ve şahsıma 3 buçuk sene hapis cezası verilerek dava beş dakikada “jet hızıyla” bitirildi. Anayasamızın şahsıma verdiği savunma haklarım elimden alındı. İnanamadım.

KONU 6). Dosyamda bulunan 23/03/2009 tarihli “yazılı savunma dilekçem” incelenirse, “Başsavcı Gökhan Karaburun’u 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyamdan yasadışı işleri ispat eden 20 adet belgeyi çalmakla” suçlamaktayım. Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’i, bir mafyanın yasadışı işlerini karakollara bildirdiğim ihbarlarımı ve ifadelerimi yırtmakla” suçlamaktayım. Yine bu dilekçemde yazılı olarak ve mahkemede sözlü olarak “Başsavcı ve Vekili ile yüzleşmeyi” ısrarla talep ettim. Fakat 3. Sulh Ceza Hakimi bu talebimi kabul etmediği gibi, RED de etmedi. Fakat beş dakika gibi kısa bir sürede davaya son noktayı koydu: 3,5 sene hapis… Oysa belgelerin çalınması ispatlıdır.

KONU 7). “3. celse” olarak belirtilen “duruşma tutanağında” : “Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi ve Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi’ne yazılan müzekkerelere iklamen cevap verildiği görüldü, okundu” ifadeleri geçmektedir. Bunlar şahsıma bildirilmediği gibi, neyi ifade ettiklerini de anlamış değilim. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde şahsıma dava açıldı. Başbakan’a “tarikatçı” diyerek hitap etmiş ve ispat etmiştim fakat gıyabımda yapılan mahkeme sonrasında bir buçuk sene hapis cezası almıştım. Bu dava Yargıtay’dadır. Diğer Mahkemelerin neyi ifade ettiğini bilmiyorum, şahsıma her hangi bir tebligat gönderilmemiştir. Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi kısmına cevabım: Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt, mafyanın şahsıma açtığı bir davada mafya avukatı ve bir savcı ile suç birliği yaparak iddianameyi değiştirmiştir. Bu sahtekarlık belgelidir. Adalet Bakanı’na ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne suç duyurularında bulundum. Mafyanın AKP kurucusu olması sebebiyle bu Hakim ve Savcı Adalet Bakanlığı’nca koruma altına alınmıştır. Yine Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde mafyanın şahsıma karşı açmış olduğu başka üç davada ispat edebileceğim iftiralarla yargılanmaktayım ve Hakim taraflı davranmıştır. Şahsımın savunma hakları Hakim tarafından sürekli gasp edildiği için “reddi Hakim” talebinde bulundum. Bu talebim, sahtekarlığını ispat ettiğim Hakim tarafından “mecburen” kabul edilmiştir. Ayrıca bu mahkemede Anayasamızı ihlal eden başka suçlar vardır fakat “temyiz etmek istediğim” dava ile ilişkisi olmadığından bunlara yer vermiyorum. Bu konuları Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na ileterek suç duyurularında bulundum.

KONU . Kararda görülen “Pislik takımını koruduğunuz ve himaye ettiğiniz için sizlere savaş açtım. Pislikten elinizi ayağınızı çekin. Ilgaz mafyasını korumaya devam ederseniz, umarım vicdanınızı kullanırsınız, kafanızı kullanmayı beceremediniz de…” Bu sözler tamamen şahsıma aittir ve asla inkar etmiyorum. İçinden cımbızla seçilerek iddianameye konu edilen bu sözlerimin bulunduğu (e-mail) mektubum sekiz sayfadır ve belgeli yasadışı işleri anlatır. Başsavcı’nın üç adet cinayeti nasıl örtbas ettiğini anlatır. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığını anlatır. Mafyanın Subay Orduevi’nde yaptığı hainlikleri anlatır. Hangi kamu makamlarına rüşvetler dağıtılmıştır, işte bunları anlatır. Emlakbank’ın nasıl hortumlandığını anlatır ve bu olayda şahidim önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’dir. Eskişehir Adliyesi’nde tüm savcılar ve hakimler, beş senedir suç birliği içindedirler ve mektubumdaki belgelediğim yasadışı işleri karartmaya devam ederken, iddianamede görüldüğü üzere sadece şahsımı suçlayacak kısımları mahkemelere taşıdılar. Şahsım, “görevini yapmak istemeyen” savcıya “hakaret ederek” suç işliyorsa, Başsavcı ve Vekili de cinayetleri örtbas ederek suç işlemişlerdir. Mahkemelere yüzleşmeye de gelmediler. Üstelik hizmet için devletten maaş alıyorlar. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, şahsıma açılan “hakaret davalarına” el koyar ve incelerse, suçlular ve suçlar ortaya çıkacaktır. Bu sebeple ısrarla “suç duyurularında” bulunmaya devam ediyorum.

KONU 9). Gıyabımda yargılanmam sonrasında Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bozduğu karar 20 ay hapis cezasıydı ve paraya çevrildi. Yeniden yargılanmam sonrasında ve beş dakikalık tek celsede 3,5 (üç buçuk) sene hapis cezası aldım. Yani cezam ikiye katlandı. Sayın Hakim’e saygısızlık da etmedim. Polis eşliğinde çıkarıldığım ve “bozma kararını” aldığım duruşmayı ve 14/04/2009 tarihli ve beş dakikalık tek duruşmayı ses bandına kaydettim. Eğer talep edilirse bu bantları teslim edebilirim. Duruşmada özellikle şunu vurguladım fakat tutanaklara geçirilmedi: “Belgelediğim üç adet cinayet ortada olduğu sürece bu davalar Yargıtay’dan geri dönecektir. Lütfen cinayetlerle ilgileniniz…” Sayın Hakim bu sözlerimi duymazdan geldi. Zaten Eskişehir Adliye Binası’ndaki hiçbir Hakim ve hiçbir savcı cinayetlere ilgi duymadı.

KONU 10). Mahkemelere Anayasal hakkım olan “yazılı savunma dilekçesi” teslim ediyorum, fakat bu dilekçem bir başka mahkemeye götürülerek davalar çoğaltılıyor. Şahsım cezaevinde aylarca susturuluyor. Bu davalar Yargıtay’da bekletiliyor. Bunlardan birinde “seçme ve seçilme” haklarımla birlikte birçok kamu haklarım elimden alındı. Temyiz dilekçesi sunduğum bu davada da birçok haklarım elimden alınmıştır. Özellikle: “Kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılmasına.” Avrupa Birliği’ne girmek için çabaladığımız bir dönemde böyle bir cezaya karar verilmesine esefle bakıyorum. Şu anda internette site tasarımcısı olarak çalışıyorum ve yapabileceğim başka meslek yok. Eğer bu işimi kapatırsam ailem aç kalır. Acaba bu kararı veren Sayın Hakim mi besleyip büyütecek ve okutacak benim çocuklarımı, merak içindeyim.

KONU 11). Vatandaş olma sorumluluğumu bilerek yasadışı işleri belgeledim ve ilgili makamlara ihbarlarda bulunarak adaletime yardım etmek istedim. Oysa Adaletim şahsımı, bu ihbarlarım yüzünden beş senedir süründürüyor. Vatandaşlık görevimi yaptığım için tüm kamu haklarım elimden alındı. Yurt dışına çıkma yasağım da mevcuttur. Vatandaşlık görevimi yaptığım için ya şahsımda bir yamukluk var, ya da şahsımı beş senedir ısrarla yargılamaya çalışan adaletimde yamukluk var. Çözebilmiş değilim. Israrla ihbarlarda bulunduğum bu AKP kurucusu mafyanın içinde yasadışı işlerde “maşa” olarak kullanıldım ve pişmanım. Pisliklerden ve pislik işlerden bir şekilde sıyrıldım. AKP kurucusu bu pislik mafyanın tüm pislik işlerini biliyorum. Ben “vatandaş olmaktan” vazgeçmiyorum ve devletimize karşı yasadışı işler yapan AKP’li mafyayı, “olması gereken adalet önünde” yargılatmak için ısrarla savaşıma devam ediyorum. Bu savaşta Eskişehir Emniyet Müdürü’müz ve önceki Vali’miz desteklerini şahsımdan esirgemedi ve bir çok yasadışı işleri ortaya çıkardım. Bu sebeple Sayın Valimiz Kadir Çalışıcı görevinden alındı. Fakat Başsavcı ve Vekili yasadışı işleri örtbas etmek için beş senedir mücadele veriyor ve iftiralarla susturmaya, komplolarla yargılatmaya, dava dosyalarından belgeler çalmaya devam ediyorlar. Bunlar belgeli olmasına rağmen Adalet Bakanı’mız gözlerini yummaya, kulaklarını tıkamaya devam ediyor. Bir başka dava dosyasından da belgeler çalınmıştır fakat şimdilik susuyorum. Siz Yüksek Yargı’nın Sayın Hakimlerinden bu yamuk işler için destek istirham ediyorum. Ya bırakınız bu hainleri hak ettikleri yerlere göndermek için savaşıma devam edeyim, ya da onayın intihar edeyim. Çünkü bu davalar onur meselem haline gelmiştir. Eskişehir Adliyesi’ndeki tüm hakimler ve savcılar şahsıma karşı bir linç kampanyası başlattılar. Bu ülkenin sahipsiz olmadığını birileri bu şahsılara göstermelidir. Bu sebeple savaşımdan vazgeçmiyorum.

Yüksek Yargı’ya saygılarımı sunuyorum. 20/04/2009

Telefonum: 0535 232 12 47
Sanık Kenan AKKUŞ

EKLERİ: Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyamdan, Yargıtay’a gönderilmeden önce 20 kadar belgenin çalınması sebebiyle, Eskişehir Adliye Binası’nda hiçbir kimseye güvenim kalmamıştır. Bu sebeple bu dava ile ilgili belge ve ekleri bizzat PTT yoluyla Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne gönderdim.

Bu temyiz dilekçesi ve ekleri, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne 20/04/2009 tarihinde gönderilmiştir. Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin bilgilerine…

YARGITAY BU DAVAYI İKİNCİ KERE BOZDU
ŞİMDİ İDDİANAME DEĞİŞTİ, DOSYA NO DEĞİŞTİ VE YARGILAMAYA DEVAM…

…VE BU ADALETİ ŞİKAYET EDEBİLECEĞİM BİR MAKAM YOK.