4 Temmuz 2013 Perşembe

ADALET, TAYYİP'İN GÖTÜNE KAÇMIŞ



NEDEN ADALETİN İÇİNE SIÇIYORUM?

YAZDIKLARIMI ÖZELLİKLE SAVCILAR VE AVUKATLAR OKUSUN…

Gördüğünüz bu dava bana 2005 yılında açıldı.

Kamuoyunu bilgilendirmek adına 2005 yılında bir e-mail yazdım ve ilgili makamlarla birlikte milletvekillerine, bakanlıklara, başbakana, cumhurbaşkanına, derneklere, gazetelere gönderdim.

Dedim ki: “Eskişehir’de bir cinayet işlendi (Ruhi Güner), katil AKP’li olduğu için (Mehmet Ilgaz) Başsavcı vekili Coşkun Mutluer örtbas etti. Yine bu katilin, babasının (Şenol Ilgaz) ve kardeşlerinin (Mustafa Ilgaz, İsmail Ilgaz ve ortakları Asım Çınar) tarihi eser kaçakçılığına şahit oldum, sahte ruhsatlı kaçak villalarına şahit oldum,birinci dereceden korunması gereken sit alanına çok sayıda havuzlu lüks villalar yaptıklarına şahit oldum, 2600 yıllık Frigya höyüğünü yağmaladıklarına şahit oldum, ihbar ettim. Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan örtbas etti.”

Sonra beni Cemil Çiçek telefonla arayarak Ankara’ya davet etti fakat görüşmedi.

Bir hafta sonra da tutuklandım. Cezaevine atıldım.

Cezaevindeyken işte bu dava açıldı, hapis cezası aldım.

Temyiz dilekçesi yazmadığım halde Yargıtay bozdu. Benim adıma hiç tanımadığım bir avukat temyiz dilekçesi yazmış.

Dahası: Gerekçeli karar, adresim bilinmesine rağmen hiçbir surette şahsıma gönderilmedi. Bunu ispatladım.

Yargıtay'ın bozmasından sonra Dava yeniden 1 Asliye ceza mahkemesinde görüldü fakat mahkemeye teslim ettiğim yasadışı işleri gösterir belgelerin dosyamda olmadığını anladım. 20 adet belgem dosyadan çalınmıştı.

Mahkemenin Hakimi Hakkı Aydoğan’ı, gerekçeli kararı göndermediği ve dosyamdan 20 belgeyi çaldırdığı için iki defa reddettim.

Hakimi Red dilekçelerim Ağır Ceza Mahkemelerinde kabul görmedi.

Bakırköy Akıl Hastanesinden bana uyduruk bir deli raporu aldırdılar ve “cezai ehliyeti yoktur” diyerek davayı düşürdüler.

Cinayetler, antika kaçakçılığı, birinci dereceden korunması gereken sit alanı üzerine yaptıkları kaçak villalar bu şekilde örtbas edildi…

Davayı Yargıtay'a götürdüm, çünkü beni "akıl hastasıdır" diye uzun bir süre Bakırköy'e kapatıp tedavi ettirmek istiyorlardı. Yargıtay, Bakırköy’ün uyduruk deli raporunu kabul etmedi, Adli Tıp Kurumu’nun “sağlıklıdır” raporunu kabul etti.

Yargıtay'ın bu kararı üzerine Eskişehir 1 Asliye Ceza Mahkemesi, dosyamı yeniden açmış ve yokluğumda mahkumiyet kararı vermiş.

Yani bana haber verilmeden, mahkemeye davet etmeden, ifadem ya da savunmam alınmadan, itiraz hakkı tanınmadan mahkumiyet kararı vermiş…

Mahkemenin üzerinden tam 10 ay geçmesine rağmen, hala ortalarda mahkemenin gerekçeli kararı yok…
Bu mahkeme bu suçu iki defa işledi. 20 kadar belgeyi dosyamdan çaldırdı.

Gerekçeli kararı geç göndermekten dolayı soruşturma geçiren, ceza alan hakimlere şahit olduktan sonra…

Gerekçeli kararı iki defa hiçbir surette göndermeyen hakimi bu satırlarda okuduktan sonra, ilgili makamlar ne düşünüler bilmiyorum.

Okuduğunuz bu konuları defalarca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirdim. Onlar da dilekçelerimi Adalet Bakanlığı’na postaladılar.

Fakat Adalet Bakanlığı, cinayetleri, tarihi eser kaçakçılığını, sahte ruhsatlı kaçak villaları, hırsızlıkları ve daha bir sürü yasadışı işleri görmediği gibi, örtbas eden savcıları ve hakimleri de ödüllendiriyor.

Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin ve daha bir çok resmi kurumun yazıları adresime ulaşırken (Babamın ev adresi), Eskişehir Mahkemeleri hiçbir surette şahsımı bilgilendirmiyor.

Kapatılan 28 internet sitelerimde ve Facebook sayfamda işte bunları anlattım.

Zerre kadar suçum olmamasına rağmen hala suçlu benim…

Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne belgelerle bildirdiğim ve şahsıma edilen ölüm tehditleri, küfürler, hakaretler hiçbir surette işleme girmezken…

Katillerin (Öldürülen Ruhi Güner, kaza süsü verildi), tarihi eser kaçakçılarının (2600 yıllık Frigya Tarihi), 2600 yıllık höyüğü talan edenlerin (Ilgaz River Side evleri ortasındaki höyük), banka hortumcularının (Emlakbank), hırsızların (Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi, Eskişehir Karayolları Şube Müdürlüğü, Eti Çikolata vs…) işte bu şahıslara ettiğim hakaretler ve küfürler işleme giriyor, gıyabımda yargılamalar yapılıyor…

Hiçbir surette şahsımdan ifade alınmıyor…

Bu nedir?

Adalet mi?

Kimin Adalet’i?

Tayyip’in adaleti…

Oysa bu davada suçlu insanlara yardım ve yataklık eden Hakim Hakkı Aydoğan, Cinayetleri örtbas eden Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, antika kaçakçılığını ve kaçak villaları örtbas eden Milletvekili Hasan Murat Mercan gerçek suçlulardı…

Onların dokunulmazlığı vardı, çünkü suçlular AKP’liydi…

Allah belanı versin Tayyip… Boyun posun devrilsin…

Kenan Akkuş (esrehber)

NOT: Bu yazıyı Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi'ne, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndereceğim, ayrıca Anayasa Mahkemesi’nde bireysel ikinci davamı açacağım . Kamuoyuna duyururum.





Eskişehir 1. Asliye Ceza mahkemesi Hakimi hırsız Hakkı'ya selam olsun...