27 Mart 2013 Çarşamba

ABD, İSRAİL, İNGİLTERE VE YAHUDİ TAYYİP’İN GİZLİ PLANI


“KÜRDİSTAN KÜRDİSTAN” DİYEREK
SALYALARINI AKITAN GERZEKLERE 
MÜJDELER OLSUN:





ABD, İSRAİL, İNGİLTERE VE YAHUDİ TAYYİP’İN GİZLİ PLANI

  1. Türklere güvenimiz kalmadı. Büyük Kürdistan’ın kurulması zaruret oldu.
  2. Suriye’de Esad’a karşı  Şeriat’çı teröristleri kullandığımız gibi, İran’a karşı Kürdistan teröristlerini kullanabiliriz.
  3. İran tehlikesini bertaraf ettikten sonra  Büyük Kürdistan hakimiyetine son verip, aynı topraklar üzerinde  Büyük İsrail’i oluşturabiliriz.

Yukarıda maddeler halinde sunduğum konuların doğruluğuna, gördüğünüz haritanın İngiliz istihbaratınca çizildiğine namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.  Yüz yıl önceki oyunlar tekrar sahneye konuyor… Türk Milleti  yeni bir kurtuluş savaşı için düğmeye basmalıdır.

KENAN AKKUŞ
https://www.facebook.com/eskisehir.kenanakkus

RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:




18 Mart 2013 Pazartesi

MUHSİN YAZICIOĞLU'NU BAŞBAKAN TAYYİP ÖLDÜRTTÜ




HADİ ŞİMDİ SÖYLEYİN...

Hangi savcı bu hainler için iddianame hazırlayabilir?
Hangi hakim yargılayabilir?
... ve hangi gazete yayınlayabilir?

Bu cinayeti benden başka kamuoyuna sunan var mı?

Öldürülmeyi çoktan hak ettim de...
Beceremiyorlar...

Eğer ki bu hırsızlar yargılansaydı...
Binali'nin de kellesi kopardı...
Hırsız Tayyip'in de...
Tornavidacı Feridun ötmeye karar verince...
Adalet Bakanı Bozeşşeğin emriyle dava kapatıldı...

Kenan Akkuş (esrehber)





MUHSİN YAZICIOĞLU'NU BAŞBAKAN TAYYİP ÖLDÜRTTÜ

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldüğü günden beri ısrarla “FTÖ’nün suikastı sonrasında öldürüldüğünü” duyurmaktayım.

Ortada kazadan öte bir olay var ve devlet büyüklerimiz ilk beyanlarında (başta cinayetleri örtbas etmekle meşhur Cemil Çiçek ve Hizbullahçı Tayyip) “Bu bir kazadır” diyerek, suikast olabileceği akla dahigetirilmeyerek önyargılarını ortaya koymuşlardır.

Zaten enkaza ilk ulaşanların ve delilleri karartanların kimler olduğu ortadadır. 3 bin kişinin ve 25 helikopterin katıldığı kurtarma operasyonu tamamen fiyasko olduğu gibi, tamamen düzmece ve göstermelik bir senaryodur.

Eğer istenseydi, kazadan 10 dakika sonra, altı kişinin de üzerinde bulunan ve bunlardan sadece bir tanesinin cep telefonunun verdiği sinyallerle kazazedelerin tam yeri tespit edilebilir, kurtarma helikopterleri bölgeye ulaşırdı. Bilgi de, teknoloji de bu iş için ülkemizde vardır. 112’yi suçlamak ise sadece ahmak kafaların “sıyrılma” çaresidir fakat bunu Kenan yemez.

Maalesef ki Döngel Köylüsünün “köylerinin üstünden ve alçaktan uçan kırmızı bir helikopter geçtiği, daha sonra da patlama sesi duyduklarını, daha sonra bu durumu ilgili makamlara telefonla ilettiklerini”… Bu sözler gerçektir…

Döngel köylüsüne “konuşma yasağı koyan” kimler dersiniz? Enkaza ilk ulaşan köy korucularını susturan, ellerinden telefonlarını alan, koruculara “konuşma yasağı” koyan kimlerdir?

Hadi, sıkıysa konuşturun köylüleri… Aralarından bir tanesi konuşup, “faili meçhul” olmak ister mi acaba?

Bu konuda anlatacaklarım çoktur. Tezgah Fetullah Terör Örgütü’nündür, “Ergenekon safsatalarıyla ilişkilendirilmek adına” tezgahlanmıştır, fakat Vatandaş Kenan bunu yememiş ve “kaza”nın olduğu gün internet sitesinin en üst sayfasında yer vermiştir.

Ergenekon safsatalarının geçmiş dalgalarını hatırlayın. Geçin dalganızı bakayım… 11’inci dalga mıydı? “Baykal’a ve Bahçeli’ye de Ergenekoncular tarafından suikast düzenlenecekti…” Bu lafları ben etmedim. Hizbullahçı Tayyip’in Ergenekon savcıları haber verdiler. Fakat içlerinde Muhsin Yazıcıoğlu da var” diyemediler…

Oysa Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği kırmızı helikopter’in arka pervanesine “uzaktan kumandalı bombalı düzenek” kondu. Havalandıktan kısa bir süre sonra patlatıldı. Pilot ve yolcular yüksek gürültü çıkaran helikopterin motor sesi sebebiyle patlamayı duymadı fakat pilot kontrolü kaybederek uzun bir süre alçaktan uçtu. Üstelik pilot acemi ya da sıradan bir pilot değil, bir çok tehlikeli durumda bile kullandığı helikoptere hükmedecek tecrübeli bir pilottu ve bu olayda çaresiz kaldı, aracını yükseklere havalandıramadı.

Çok yoğun sis olduğu, dondurucu soğuk olduğu doğru fakat yoğun bir kar yağışı olduğu yalandır. Yoğun bir kar yağışı olsaydı helikopteri tamamen kapatırdı.

Helikopterde bir radar cihazı vardı ve yoğun siste bile karşısına çıkacak dağları ve tepeleri fark edebilirdi. Helikopter çok alçaktan uçarak 150 metrelik bir tepeye çarparak infilak etti. Oysa bu helikopterin yüzlerce metre yüksekten uçması gerekiyordu, çünkü yolu uzundu.

Yerden yüksekliğini gösteren cihazın çalışmaması söz konusu olamazdı. Pilot hatası olamayacağı gibi, pilotun Muhsin Yazıcıoğlu’nu bilerek ve isteyerek öldürebileceği de düşünülemezdi.

Bu tezgah Ergenekon safsatalarının bir parçası olarak düzenlendi fakat Fetullahçıların elinde patladı.

Bölgeye giden ve iki gün sonra ancak ulaşabilen ilk kurtarma timi gelmeden saatler önce Fetullah Terör Örgütü’nün elemanları olan subaylar, bildikleri tezgahın delillerini sildiler. Helikopterin içinden bazı cihazları sökerek yok ettiler.

Helikopter düştükten sonra İHA muhabiri İsmail Güneş 112 Acil Servisi aramıştır. Bu konuşmada bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ'ın inlediğini, BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya ve pilot Kaya İstektepe'den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ise ortada olmadığını söylemiştir.

Bu konuşmalar İsmail Güneş'in son konuşması olmuştur. Kazadan 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dâhil 6 kişinin cesedi, arama ekipleri içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlıçukur mevkiinde bulunmuştur.

Enkaz, 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değil 115 km uzağındaydı.

Alman bilirkişilerin bile içinden çıkamayacağı bu tezgah öyle bir ustalıkla hazırlanmıştı ki, bu iş için uzmanlaştırılmış Fetullahçılar bile başarılarına hayran kaldı. Bundan daha temiz bir iş olamazdı.

Hadi buyurun, sıkıştırın Hizbullahçı Tayyip’i… Telefon sinyallerini birkaç dakikada kesin ve net bulabilecek bir teknolojiye sahip olan Türkiye, nasıl ve hangi sebeple 115 km ötede 48 saat oyalandı?

Enkazdan 500 metre uzaklıktaki gazeteciye, kurtarma timindeki 3 bin kişi ve 25 helikopter nasıl ulaşamadı? Donup ölmesi mi beklendi? Anlatacaklarını hiç kimsenin duymaması mı gerekti?

Acaba bu yaşananlar Tayyip’in helikopterinin başına gelseydi, Tayyip kaç saniye sonra kurtarılırdı?

Bu olayda en dikkat çekici kısım: Kurtarma timinin başına geçerek her yere telsiziyle emirler yağdıran ve köylülerin ısrarla işaret ettikleri yöne değil de ters yöne insanları gönderen bu Fetullahçı zat kimdir?

İşte bu Fetullahçıyı bulup konuşturursanız, Muhsin Yazıcıoğlu’nu (kimlerin değil) kimin öldürmek istediğini de bulursunuz.

Ergenekon safsataları bittiğinde…


11/11/2012

Kenan Akkuş (esrehber)


RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:


CUMHURBAŞKANI ADAYLARIMIZ


CUMHURBAŞKANI ADAYLARIMIZ

RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:





HİZBULLAH TERÖR ÖRGÜTÜ ŞİMDİ İKTİDAR



HİZBULLAH TERÖR ÖRGÜTÜ ŞİMDİ İKTİDAR

Tayyip diyor ki: “Yolsuzluk yaptığımı iddia ediyorlar… Git savcılara suç duyurusunda bulun, kardeşim…”

Oysa kandırılmış halkımız farkında değil. Farkında olması için Tayyip’i bizzat savcılara şikayet etmesi gerekiyor. Tayyip, Devletin Savcılarının ağzına “gem”i takmış, boynuna “yular”ı asmış, “dizginler”i eline almış, velhasıl her birini eşek yapmış, sırtlarına da binmiş… Hadi gel de bu eşeklere Tayyip’i şikayet et…

Tayyip’i şikayet ediyorum, eşekler tarafından gırtlaklanıyorum…

İkinci Hain Tayyip’a “NAH” demişim, Tayyip’in değil, eşeklerinden birinin onuruna dokunmuş, Vatandaş Kenan’ı gırtlaklıyor, Tayyip’in haberi yok…

Vatandaş Kenan dışında Tayyip’i savcılara şikayet eden yok…

Hainlikleri gören de yok…

Tayyip’in savcıları Ergenekoncu avında… Başka seçenekleri yok.

Oysa bir başka terör örgütü daha vardır bu memlekette. İnsanlarımızı katletmiştir, bombalı eylemlerde bulunmuştur, Müslümanları dahi öldürmüştür.

Adı: Hizbullah Terör Örgütü…

Tayyip iktidar olduğundan bu yana Hizbullah’ın eylemini duyan var mı?

Yedi senedir bu memlekette Hizbullah bombalarına şahit olan var mı?

Yok oğlu yok…
Saçı sakalına karışmış bir garip üç-beş eşkiyanın Konya’da “göstermelik” ele geçirilmesi ve bunlara “El Kaide” üyeleri damgası vurulması dışında…

Görüldüğü üzere yerel seçimlerin yaklaştığı şu günlerde PKK terörü nasıl bitirildiyse… 2002’de Tayyip’in iktidara gelmesiyle Hizbullah terörü de bitirildi.

Çünkü Hizbullah Terör Örgütü, Türkiye Cumhuriyeti’nde şimdi iktidar…

Amacına ulaşan örgütün terör eylemlerine devam etmesine lüzum kalmadı.

Zaten amaç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmek değil miydi?
Hizbullah adını değiştirdi ve AKPİT oldu…

Sizlere Filistin’den örnek vereyim:

Filistin’de hükümet olan HAMAS, bir zamanlar terörist örgüt değil miydi? İsrail’lilerin dışında kendi halkını çocuk-kadın demeden bombalarla katletmedi mi? Ne çabuk unuttunuz Müslüman kanı döken bu Müslümanları?

Filistin’i yöneten Hamas İktidarı’nın adı bir zamanlar Hamas Terör örgütü değil miydi, kardeşim? Çoluk çocuk binlerce insanı katletmediler mi?

İşte bu örgüt Filistin’de iktidarı ele geçirdi ve kendi halkına yönelik terör eylemlerine son verdi. İsmini değiştirme gereğini bile hissetmedi.

Türkiye’deki Hizbullah’çılardan hiç bir farkı yok… Allah adına cinayetler işlediler ve şimdi sütten çıkmış ak kaşıklar… Ahmak kafalarıyla terörist İsrail’e kafa tutuyorlar, Filistin halkını katlettiriyorlar… Kadınlarını ve çocuklarını düşünen kalmamış… Kendi halkına zararları dokunacaklarını bile bile zamanın “süper güç”üne kafa tutuyorlar. Böyle bir ahmaklığı duymamıştım…

Oysa politik oyunlarla tüm Müslüman ülkelerin desteğini arkalarına alıp, Ortadoğu’da GÜÇ olabilirdi.

Tayyip’in dışında Hamas’a sahiplenen bir lider gördünüz mü?

Tayyip Hamas’a sahipleniyor. Müslüman Türk Milleti ise katledilen Filistin Müslümanları için ayaklanıyor, yardım eli uzatıyor. İşte Tayyip de bu yardımları, kara para Euroları ceplerine indiriyor, tarikatçı yandaşlarını zengin ediyor. Almanya’da toplanan ve Hamas’a gönderilmesi gereken sekiz milyon Euro hala Zahit Akman isimli hainin cebinde… Bu sebeple Hamas, top-tüfek alamıyor, kadınını-çocuğunu koruyamıyor… Allah belanı versin Zahit Akman…

Görünen odur ki: Bir zamanların terörist örgütü olan Hamas’ı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Başbakanı sahipleniyor. Filistin halkını değil… HAMAS’ı…

Çünkü Recep Tayyip Erdoğan, HAMAS’tan hiçbir farkı olmayan, Allah adına cinayetler işleyen bir terör örgütünün lideridir: Hizbullah Terör Örgütü…

Bir zamanlar Necmettin Erbakan’ın kurduğu ve Allah adına cinayetler işlediği Hizbullah Terör Örgütü’nün lideri Recep Tayyip Erdoğan…

Tayyip’in iktidar olduğundan bu yana hiçbir terör eylemine adı karışmayan Hizbullah Terör Örgütü kendini tasfiye mi etti?

Tıpkı Filistin’deki Hamas gibi iktidar oldu ve insanlarımızın kafalarını bulandırmamak için sadece adını değiştirdi ve AKPİT oldu, AK PARTİ’nin İSTİHBARAT ÖRGÜTÜ oldu ve eylemlerini yasal hale getirdi. Türk Milletine “cici” görünmek adına cinayetlere nokta koydu, kendine engel teşkil eden gizli örgütleri tasfiye planına geçti. MİT’cilerin, JİTEM’cilerin ve Ergenekoncuların “suçlu” ilan edilerek cezaevlerine gönderilmeleri, Tayyip’in ve lideri olduğu Hizbullah’ın (yani AKPİT’in) planlarının parçasıdır. Allah adına cinayetler işleyenler, şimdi yasal yollarla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve ordusunu bitirme eylemindeler. Amaçları İslam Cumhuriyeti kurmak değildir. Yahudi İsrail’in ve Siyonist Amerika’nın desteğini arkasına alan Hizbullahçı Tayyip, Anadolu toprakları üzerinde Bağımsız Kürdistan Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması için azimle çalışmaktadır. Yasa tanımaz tavırları işte bu işin açıkça göstergesidir.

Irak’ta milyonlarca Müslüman öldürüldü. Kadınlar ve çocuklar katledildi. Hizbullahçı Tayyip’in GIK’ı çıktı mı? Irak’ın işgal edildiği bir zamanda Büyük Ortadoğu Projesi’nin başkanı olmadı mı? Tayyip ve TBMM’deki ÇETE’si, Irak işgalinin başından sonuna kadar ABD ve İsrail’in destekçisi olmadı mı? Filistin halkı fosfor bombalarıyla katledilirken kılını dahi kıpırdatmayan... Danışıklı dövüşle İsrail Cumhurbaşkanı’nı "göstermelik" fırçalayan İkinci Hain Tayyip, Davos’un fatihi bile oldu, Deniz Feneri Pislikleriyle kirlenen imajına aklı sıra “onur” ve “şeref” kattı…

İsrail Cumhurbaşkanı’nı rezil kepaze edecek bir Başbakan göremiyorum. ABD ve Yahudi lobisi adamı gırtlaklar, nefes dahi aldırmazlar. Hani Amerikalı Yahudilerin feryatları? Duyan var mı? Türkiye’ye ambargo uygulanmasını talep eden bir Yahudi sesi duydunuz mu? Görünen odur ki Davos’ta sergilenen bir oyundur, komedi-dramdır. İsrail Cumhurbaşkanı ile hazırlanmış bir tiyatro sahnesidir. Aklı olan inanmaz, Tayyip’in geçmişte sergilediği tilkilikleri hatırlar ve kıçıyla buna da güler geçer. Fakat Müslüman insanlarımız bu tilkiliği yemiştir ve Tayyip, Müslümanların gözünde “Davos Fatihi” olmuştur.

Oysa Tayyip Müslüman Filistin halkını değil, bir zamanların Teröristi Hamas’ı sahiplenmektedir… Allah adına cinayetler işleyen bir örgütü…

Çünkü kendisi de bu tip bir örgütün lideridir: Hizbullah Terör Örgütü…

Bu iddialarımın belgelerini, Tayip Yönetimli Türk Adaleti şahsımdan talep etmemiştir. Çünkü hepsine Tayyip “gem” vurmuştur, boynuna da “yular” asmıştır. “Yolsuzluk yaptığımı iddia ediyorlar… Bu memleketin savcıları vardır, git savcılara suç duyurusunda bulun, kardeşim…” diyerek Milletle dalgasını geçmektedir. Tayyip’e dava açacak devletin bir savcısı kalmamıştır. Tayyip dikdatördür, kendisi aleyhine çalışan devlet memurlarını susturmanın yolunu bulmuştur: Engizisyon: Yani Tayyip ve ÇETE’sinin tarafında değilsen, karşı taraftasın demektir. Karşı taraftakilerin adı ERGENEKONCU’dur…

Oysa Tayyip belgeli hırsız ve yolsuzdur. 83 hırsızlık davasına Deniz Feneri Karaparaları ve Siemens Rüşveti de eklenmiştir.

Fakat maalesef bu pislikleri karıştıracak daşşaklı bir savcı “Adalet Bakanlığı” silsilesinde yoktur. Hepsi de sindirilmiş ve susturulmuştur.

Gittiği yol Allah ve Kitab’ı yolu değildir. Peygamber Muhammet Sünnetleri yolu hiç değildir.

Gittiği yol: ABD ve İsrail desteğiyle Bağımsız Kürdistan Devleti’nin temeli ve “tanınması” yoludur. Büyük Ortadoğu Projesi işte budur…

Kısaca DARAĞACI YOLUDUR…

Bu saatten sonra Rabbim ıslah eder mi, bilemiyorum…

Alemlerin Rabbi şimdiden taksiratını affetsin…


07/01/2012    Kenan Akkuş

RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:

17 Mart 2013 Pazar

AKP DEMEK, ALLAHSIZLAR VE KİTAPSIZLAR PARTİSİ DEMEKTİR



SEVGİLİ AKP'LİLER:


FOTOĞRAFLARINI GÖRDÜĞÜNÜZ BU ŞEREFSİZLER:
"ALLAH BİR'DİR" DESELER BİLE İNANMAYIN...
ÇÜNKÜ BUNLARIN ALLAH'I DA YOK, KİTAB'I DA YOK...
EĞER OLSAYDI, ŞAHİT OLDUĞUM CİNAYETİ 


ÖRTBAS ETTİRMEZLER, GEREĞİNİ YAPARLARDI...




DEDİM YA: AKP DEMEK, ALLAHSIZLAR VE
KİTAPSIZLAR PARTİSİ DEMEKTİR

BU ŞEREFSİZLERİN SÖYLEDİKLERİNE İNANAN AHMAKTIR.
RABBİM AKIL FİKİR VERSİN...

HİZBULLAHÇI HIRSIZ TAYYİP'E SORU: ADALET'İ NEREDE ARAYACAĞIZ?



HİZBULLAHÇI HIRSIZ TAYYİP'E SORU:  ADALET'İ NEREDE ARAYACAĞIZ?

                  Cemalettin Sarar'ın binaları, fotoğrafta görüldüğü üzere 2600 senelik Frig höyüğünü adeta sarmalamış ve gizlemiş durumda. Yaya olarak ya da tekerlekli bir araçla, fotoğrafta görünen Kütahya yolundan geçerken, SIR höyüğü görmeniz mümkün değildir. Sadece Ilgaz mafyasının yaptığı 70 kaçak villadan bir kaçının çatısını görürsünüz. Yapılan binalar   höyüğü ve Ilgaz villalarını gizlemektedir. Zaten binaların yapılış amacı da gizlemektir. 

                 Bu binalar, Cemalettin Sarar'ın eline geçmeden önce, Sümerbank Basma Fabrikası adıyla faaliyet gösteren bir KİT kuruluşuydu. Yani Devletin fabrikasıydı. Öyle anlaşılıyor ki 2600 senelik Frig höyüğü, Devletin ilgili makamlarınca uzun yıllar gizlenmişti. Gizleme emrini veren kimdi? Eskişehir'in Valisi, Eskişehir'in Emniyet Müdürü dahi gizleyebiliyorsa, Devletin fabrikasının müdürü neden gizlemesin?

                   Cemalettin Sarar, özelleştirme kapsamında bu binayı devletten aldı. (Şimdilik öyle diyelim. Aslında alanlar başkaları: Mesut Yılmaz ve İbrahim Dedelek... İspat edince bu konuyu ayrıntılarla sunarız.) Fakat Cemalettin Sarar da Devletin memurlarına uydu ve bildiği bu höyüğü o da gizlemeye başladı. Burada akıllara başka sorular gelebilir:             
    
                   Cemalettin Sarar, Ilgaz mafyasıyla ortak mı çalışıyor?

                   Cemalettin Sarar, höyüğü gizleme işi karşılığında para mı alıyor?

                   Cemalettin Sarar, vatanını ve Milletini seven bir yurttaş ise, Milletin ortak malı olan bir höyüğü neden ihbar etmedi?

                  Eskişehir turizmini değil de, her tarafından pislik akan Ilgaz mafyasının çıkarlarını mı düşündü?

                   Sahi, bu SIR höyükten, Cemalettin Sarar'ın hiç mi haberi olmadı?
                  Cemalettin Sarar'ın sahibi olduğu binaların sır höyüğü gizlemesi sonrasında başka ne düşünülebilir ki?

                   Fotoğrafta görüldüğü üzere Frig Höyüğü ile Sarar'ın sahibi olduğu toprak arasında 20 metre bile yok. Binalar tek sıra halinede höyüğü kapatmış... Aradaki boşluklarda çam ağaçları var, arkasını görmek mümkün değil.

                   Oysa fotoğrafta görüldüğü üzere, Frig Höyüğü ile Fahri'nin arazisi arasında tam 400 metre var ve Fahri kendi arazisinde çivi dahi çakamıyor, yasak... Sit alanı yasaları Fahri'ye işliyor...

                  Cemalettin Sarar'a ve Ilgaz mafyasına özerklik sunulmuş...

                  Cemalettin Sarar öncesinde ve sonrasında, depo olarak kullanılan bu sıra sıra binaların içinde gizli kazı yapmak mümkün müdür?

                  Eskişehir Kaçakçılık Şubesi Müdürü Mustafa Bey'e yazdığım bir mektupta dedim ki: Şenol Ilgaz, çadır altında tüm arazide kazı yaptı. Yeşil brandalı çadır sürekli yer değiştirdi. Çok ayaklı, 10 metre genişliği ve 20 metre uzunluğu olan bu çadır, şimdi Çukurhisar Yonca Asfalt Şantiyesi'nde malzeme deposu olarak kullanılıyor. Toprak altından neler çıkarıldığını, dili olsa da bir anlatsa... Neler çıkarıldığını Kaçakçılık Şubesi'nin amirleri ve komiserleri de biliyor. Vicdana gelseler de bir anlatsalar...

                 Unutmasınlar ki: Vatandaş Kenan, çok iyi bir vatandaştır.

                 Fakat bu hainler, çok kötü bir vatandaş...

                 Tam altı senedir bir türlü kabullenemiyorlar.

                 Allah belanızı versin...

                 Büyük dedem derdi ki: Rüşvet kapıdan girince, vicdan bacadan kaçar...

NOT:  Ilgaz sülalesinden bir şahıs, bu fotoğrafın da bulunduğu bir adet katalog ve farklı üç belge teslim etti.  Şenol Ilgaz benimle yalnız buluşmayı kabul ederse, sadece ona ismini söyleyebilirim. Zaten belgeleri teslim eden şahıs da, sadece bu şart karşılığında teslim etti ve şöyle ilave etti: "Unutamayacağım bir kelek yaptı..."

            Cemalettin Sarar Odunpazarı'ndaki Bahçeli Kahve'yi satın almasaydı, bu fotoğrafı yayınlamaya niyetim yoktu. Sadece Ağır Ceza Mahkemeleri'nde kullanmayı düşündüğüm belgelerden biri olarak kalacaktı. Fakat hiç ihtiyacı olmadığı halde 300 senelik geçmişi bulunan ve üstelik  üçüncü dereceden korunması gereken sit alanı içinde olan bir kahvehaneyi yıkmak için alması ve buraya beş yıldızlı bir otel yapmaya karar vermesi, benim de kararımı değiştirdi. Ağır Ceza Mahkemelerine sakladığım belgeleri, farklı aralıklarla kamuoyuna sunmaya karar verdim. Bence Sarar kardeşler ayağını denk almalı... Yasa gereği, fabrikalarını en kısa zamanda şehir dışına taşımalı.  Bu araziyi Eskişehir turizmine kazandırmaya kararlıyım. Bu hizmetimde Sarar kardeşlerin tuzu olursa, ömür boyu minnettar olurum. Sarar kardeşleri karalamaya niyetim yok. 16/02/2010

          Bu mektubumuzda Büyükerşen'e de bir not yazalım: ZAMANI DURDURAN SAAT isimli kitabını içeren CD ve konuşmalarını kapsayan DVD, çok iyi tanıdığın bir Belediye çalışanı tarafından 11.06.2009 tarihinde bana teslim edildi. Bu şahıs benim için çok değerli bir insandır ve ismi sır kalacak.  DVD içindeki iki bölümden oluşan konuşmalarını dikkatle dinledim. İnsanlar ektiğini biçer, unutma...

         Fethullahçı Emniyet Müdürümüz Hanefi Avcı'ya da bir not yazalım: Peşimde dolaşan iki şahıs var. Biri sakallı ve 1.70 boyunda, diğeri 1.90 boyunda, sivil polis olamayacak kadar çapaçul gezen iki şahıs... Bindikleri otomobilin plakasını da verelim: 26 EC 498. Metalik siyah NISSAN marka otomobil... Cehenneme postalamadan ileteyim dedim...

                              İŞTE SIR HÖYÜK


Bu belgeyi Ilgaz Mafyası kendi elleriyle bana verdi. Sağolsun, varolsunlar.

                   Sır gibi saklanan 2600 yıllık Frig höyüğünün belgesi yukarıda.

                   Birinci dereceden korunması gereken sit alanında bakınız neler var:

                   Tam 70 adet süper lüks kaçak villa… ILGAZ RİVER SİDE

                    Tarihi eserlerin saklandığı depo…

                    Höyük kenarındaki Pislik Şenol’un muhteşem villası…

                    Sarar’a ait binaların, SIR höyüğü gizlemek için yapıldığı ortada.

                    Görüntüler, 2600 yıllık Frig höyüğünün karıştırıldığının belgesidir.

                    SUÇ DUYURUSUDUR: SAVCILARI GÖREVE DAVET EDİYORUZ

                   Altında Frig Antik Kenti’nin bulunduğu birinci dereceden korunması gereken bu araziye inşaat ruhsatı vermek suçtur. Üstelik 2600 yıllık Frig höyüğünün karıştırıldığı da belgeli. Villaların yıkılması ve suçlulara Adalet önünde hesap sorulması gerekiyor.

                   Aşağıdaki şahısların derhal tutuklanıp cezaevine gönderilmesi gerekiyor:

                   Yılmaz Büyükerşen, Burhan Sakallı, Ali Osman Gül, Dursun Çağlar, Hülya Çopuroğlu, Eskişehir Başsavcısı ve tüm savcılar, Eskişehir Kaçakçılık Şubesi’nin tüm personeli, Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Eskişehir Valisi Mehmet Kılıçlar ve emrindeki Aydın Tetikoğlu dahil tüm Vali yardımcıları, Şenol Ilgaz, Mustafa Ilgaz, İsmail Ilgaz, Mehmet Ilgaz, Asım Çınar.

                 ESKİŞEHİR İL JANDARMA ALAY KOMUTANI:    DERHAL GÖREVİNİZİ YAPINIZ!...
                    
Türkiye Cumhuriyeti Adaleti, yasadışı işlerin hesabını  bu şahsılara sormak zorunda… Bekliyoruz…
  13/02/2010      
     
                                                                                    Eskişehir Halkı adına  Vatandaş Kenan


YUKARIDA GÖRDÜĞÜNÜZ SİT ALANI İLE İLGİLİ
MAHKEMELERDE ANLATTIKLARIMIZI SUNALIM





           Yukarıdaki iddianamede görüldüğü üzere Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, şikayetçi beş namussuzun, Kızılcıklı Mahmut Pehlivan Caddesi 21/2 Merkez/ ESKİŞEHİR'de ikamet ettiğini belirtmiş.

                    Tamamen yalan...

                    Bu beş adet namussuz, en üstte fotoğrafı görülen sit alanı içindeki kaçak villalarda ikamet ederler.

                    Başka bir ikamet adresleri yoktur.

                    İkamet adreslerini  ILGAZ VİLLALARI olarak verseler, hepsinin de pislik işi ortaya çıkacak.

                    Rüşvetler karşılığında kukla gibi oynayan hain savcılara diyoruz ki:

     ALLAH BELANIZI VERSİN
           Aşağılık Savcı Erdal YATMIŞ,
          Allah belanı versin...
          İşte belge yukarıda...
          Bakalım şimdi ne bok yiyeceksin...
        Yediğin rüşvetleri kıçından kan olarak akıtmazsam namussuzum...



                              ESKİŞEHİR 2. SULH CEZA MAHKEMESİ’NE, 

Soruşturma No : 2007/17168
Esas No            : 2007/6572
İddianame No  : 2007/2959
Şüpheli            : Kenan AKKUŞ
Dava                : Ak Parti'li Pislik Ilgaz Mafyası'na internet yoluyla hakaret
 
                                        YAZILI SAVUNMA DİLEKÇEMDİR
                    
                              Sayın Hakim (Berrin Kanagöl YEŞİLYURT),
 
                              Öncelikle Yüce Mahkemenize saygılarımı sunuyorum.
 
                            Doğruluğunu taahhüt ederek aşağıda sunduğum konu ve olayların ciddiyeti sebebiyle aslında bu dava bir “hakaret davası” olmadığı gibi, sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin davasıdır. AKPARTİ kurucu üyesi Ilgaz mafyası tarafından devletin ne şekilde yağmalandığının davasıdır. AKPARTİ'li Ilgaz mafyası tarafından Eskişehir Subay Orduevi binasına ciddi şekilde zarar verilmesinin davasıdır. AKPARTİ'li Ilgaz mafyası tarafından Osmangazi Üniversitesi’nin yağmalanması davasıdır. Eski Sümerbank Basma Fabrikası yanındaki Cevdetbey Çiftliği sınırları içinde yer alan birinci derecede korunması gereken sit alanının AKPARTİ'li Ilgaz mafyasınca yağmalanması ve DSP'li rüşvet yiyici Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen tarafından yağmalatılması davasıdır. AKPARTİ'li Ilgaz mafyası tarafından, ilgili makamların suçbirliği ile tarihi eserlerin yurtdışına kaçırılmasının davasıdır. Yine bu adreste birinci derece sit alanı içindeki “tarım alanında” yapılan ve aşağıda pafta-ada-parsel numaralarını açıkladığım kaçak 70 lüks villalara nasıl izin verildiğinin ve olmayan binalara nasıl “tadilat ruhsatı” verildiğinin davasıdır. Antikacılık belgesi olmadığı halde yurtdışına kaçırılan tarihi eserleri yasadışı yollarla pazarlamanın ve bunlardan elde etiği “karapara”yı Eskişehir’deki iki döviz bürosunda aklamanın davasıdır. AKPARTİ kurucusu Ilgaz mafyasının, mevki makam sahibi memurlara sundukları rüşvetler zinciri davasıdır. Bolca sıfırlarla şişirilmiş faturlarla devletin nasıl soyulduğunun ve bu ganimetlerin devletin makamlarını işgal eden kravatlı soyguncularla nasıl bölüşüldüğünün davasıdır. Devletin bankası olan Emlakbank’ın AKPARTİ kurucu üyesi Ilgaz mafyası tarafından hortumlanması davasıdır. Her türden hırsızlığın yer aldığı, sahteciliğin, tokatçılığın davasıdır. Ayrıca bu davaların içinde iki adet cinayet vardır. “Hakaret” olarak mahkemenize sunulan bu dava, aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve vatandaşına yönelik hakaretleri içermektedir. Şahsımı yıldırmak ve susturmak için denemedikleri yol bırakmayan AKPARTİ kurucu üyesi bir mafya ve bu mafyanın emirlerinden dört senedir çıkamayan, devlete değil, mafyaya hizmet eden iki savcı işte bu davanın gerçek suçlularıdır. Belgelerle isbata hazır olduğum tüm yasa dışı işlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ilgilendirmesi gerektirdiği sebebiyle Yüce Mahkemeniz bu davaya karar veremez. Devletin bağımsız yargısını temsil eden siz Sayın Hakim’den, bu davanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğini ısrarla talep ediyorum. Çünkü dört senedir Asliye Ceza Mahkemelerinde ve Sulh Ceza Mahkemelerinde bu deliller kaale alınmadı ve sürekli karartıldı. Bu deliller önünde Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmak istiyorum. Sunacağım delillerin Ağır Ceza Mahkemesinde karartılacağını sanmıyorum.
 
                   Şahsıma karşı “hakaret davası” açan AKPARTİ'li Şenol Ilgaz, AKPARTİ'li Mustafa Ilgaz, AKPARTİ'li İsmail Ilgaz, AKPARTİ'li Mehmet Ilgaz ve AKPARTİ'li Asım Çınar isimli şahısların mafya patronu olduğunu, Ilgaz AŞ ismiyle suç şirketi kurduklarını, ticaret adı altında yasadışı işler yaptıklarını, tam dört senedir belgelerle ilgili makamlara bizzat iletmeme rağmen, AKPARTİ'li olan bu ilgili makamlar hiçbir şekilde araştırma yapmamışlardır. Üstelik suç duyurularında bulunduğum konular tamamen devletimi ilgilendiren konulardır. Devletimi soyan bir AKPARTİ'li mafya var ve ilgili makamlar bu AKPARTİ'li şahıslara dört senedir göz yummaktalar, dilekçelerimi yırtmaktalar. Bu makamlardan ikisi Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer’dir.
 
                  Şikayet ve suç duyurularıma ısrarla devam etmem sonrasında, sözkonusu bu ilgili makamlar şahsımdan, yapılan yasadışı işlerle ilgili ifadeler almak yerine asli görevlerini unutmuşlar, şahsımı sürekli suçlu sandalyelerine oturtmuşlar, kimi zaman şahsıma iftira atarak cezaevine göndermişler, kimi zaman nezarethanelerde sabahlatmışlar, kimi zaman “deli raporu” almak için Adli Tıbb’a göndermeye çalışmışlar, kimi zaman da şahsıma kaçak muamelesi yaparak toplum içinde şahsımı aşağılamışlardır. Oysa amacım bu yanlış işlerin önünü kesmek, devletimi soyanları, cinayet işleyenleri, her türlü sahtecilik ve dolandırıcılığı meslek haline getirmiş bu AKPARTİ kurucu üyesi mafyayı adalete teslim etmekti. Fakat böyle olmadı. Devletimin çıkarlarını koruması gereken, devletimin ilgili makamlarını işgal eden bu şahıslar, devlete hainlik ediyor ve şahsımı kaale almıyor, her tarafından pislik akan AKPARTİ kurucu üyesi bir mafyanın sözünden çıkamıyor, AKPARTİ'li mafyanın emirleri doğrultusunda şahsım “şüpheli şahıs” ilan edilip mahkemelerde süründürülüyordu.
                   Elimde belgelerle kapısını çaldığım devletimin makamları, kesinlikle belgeleri dahi görmek istemedikleri gibi, hiçbir şekilde hiç bir ihbarım değerlendirilmedi. Bunların doğruluğunu taahhüt ederek aşağıya sıralayacağım ve araştırılmasını talep edeceğim. Ancak, dört senedir suç duyurusunda bulunduğum AKPARTİ kurucuları Ilgaz Mafyasıyla, şahsımı öldürmek amacıyla kurdukları iki pusu, öldürmek amacıyla evime yaptıkları iki baskın ve aşağıda ileteceğim küfürler, ölüm tehditleri dışında şahsi bir problemim olmadı. Eğer varsa bunun açıklanmasını istiyorum. Kin ve Nefret kusmam için ne yaptılar şahsıma, bu konuya açıklık getirsinler. Ortada düzinelerce devlete karşı işlenmiş yasa dışı suçlar var ve bunları isbata hazırım. AKPARTİ'li bu mafya şahsıma “hakaret” davası değil, “iftira” davası açamıyorlarsa, suçlarını zaten peşinen kabullenmişlerdir. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı, dört senedir ısrarla örtbas etmeye çalıştığı bu yasa dışı işleri, dedelerinin hatırına mı sümenaltı ediyor, sorulmasını talep ediyorum. Ortada devlete karşı işlenmiş çok sayıda suç var ve bunlar belgeliyse, bu suç duyurularını hangi makama yapmalıyım ve görevini yapmasını beklemeliyim? Başsavcılık dışında bunları ileteceğim bir makam varsa, Başsavcı Gökhan Karaburun bu makamın adını versin de şansımı bir de bu makamlarda deneyeyim. Çünkü devletim hala AKPARTİ'li Ilgaz mafyasına soydurulmaya, Başbakan'ımızın himayesindeki AKPARTİ kurucuları Ilgaz mafyasının beş adet sülük patronu yasadışı işler yapmaya devam ediyor.
 
                    Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun’un isteği üzerine, 2004 senesinin Ocak ayından bu yana telefonlarım Savcılık tarafından dinletilmektedir, şahsımı suçlayacak bir belge aranmaktadır. AKPARTİ'li Mafya babası Şenol Ilgaz’ın 0532 312 36 74 nolu telefondan şahsıma ait 0536 304 75 31 nolu telefonuma, şahsıma savurduğu ölüm tehditleri, 0555 437 97 83 nolu telefondan söylediği ana-avrat karışık küfürleri, yine bu AKPARTİ'li mafya babasının evime, kendi adamlarınca baskın yaptırdığını itiraf eden konuşmaları ve yine bu AKPARTİ'li mafya babasının, şahsımı yakalayamayınca çocuklarımın peşine düştüğünü, Mersin’de arattığını itiraf eden konuşmaları, yine AKPARTİ'li bu mafya babasının şahsımı Ankara’ya davet ederek anlaşma yoluna gitmeye çalışmasıyla ilgili konuşmaları, yine bu AKPARTİ'li mafya babasının eşimle ilgili çirkin iftiraları Başsavcı tarafından yok edilmiş, mahkemelere yansımamıştır. Bu konuşmalar 2005 senesi içinde yapıldığı için zaman aşımına uğradığını sanmıyorum. Türkcell’den bu konuşma metinlerinin alınmasını ısrarla talep ediyorum. Yine AKPARTİ kurucu üyesi Ilgaz Mafyasının ortaklarından AKPARTİ'li İsmail Ilgaz’ın 0532 352 36 66 nolu telefonundan şahsıma gönderdiği küfürleri ve ölüm tehditlerini, yazmaya utanç duyarak aynen aktarıyorum: “Çulsuz ibne” , “Sen hamsalaksın götoğlan” , “Aç dinle korkak pezevenk” , “Senin de sonun böyle olacak hamsalak” , “Vilayet meydanında götüne sokarım”, “Sende sike sürülecek akıl yok” , “Kalan aklını da yakında alacaklar”. AKPARTİ'li bu şahısın gönderdiği küfürler ve ölüm tehditlerini içeren mesajlar ve konuşmalar, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun’un ilgisini çekmedi, çünkü dört senedir AKPARTİ'li Ilgaz Mafyasına hizmet etti.
 
                 Yukarıda bir kısmını ilettiğim mesajlar Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tesbit edilmiş olup 2006 senesinde şikayetçi oldum ve şikayet dilekçem Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir. Ayrıca 0535 928 26 49 nolu telefonun sahibinden uzun süre ana-avrat küfürler işittiğim gibi, sürekli ölümle tehdit edildim. Bu şahsın “kayınbiraderi” olduğunu ve “belalı biri” olduğunu telefonda AKPARTİ'li İsmail Ilgaz şahsıma söylemiş ve korkmam gerektiğini belirtmiştir. Yine aynı telefon konuşmasında “İstesem seni beş dakikada karşıma dikerim, götünden sikerim, akıllı ol da gel anlaşalım, bu salak işlerden vazgeç” diyerek tehdit etmiştir. Ayrıca: Mafya Babası Şenol Ilgaz'ın torunu olduğunu söyleyen bir şahıs, 0532 377 17 48 ve 0505 320 01 38 nolu telefonlardan sürekli arıyor, "ana-avrat" küfürler yağdırıyordu. Başsavcılığın yok ettiği bu konuşmaların Türkcell’den alınmasını ısrarla talep ediyorum.
                AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının baş babası Şenol Ilgaz’ın şahsımı ikna için ettiği telefonların, konuşmaların incelenmesi gerekmektedir. Küfürlerin ve tehditlerin sökmediğini anlayınca şahsıma yaptığı tekliflerin incelenmesi… Şahsıma gönderdiği aracıların, özellikle kepçecisi Ali İhsan’ın dinlenmesi gerekmektedir. Bu şahısın aracı olarak getirdiği teklifler ses kasetlerinde mevcuttur. Yine bu mafya babası AKPARTİ'li Şenol Ilgaz’ın şahsımı şantiyeye davet ederek konuşmak istemesi sonrasında pusuya düşürerek şahsıma zorla birçok belgeler imzalatmaya çalışması isbatlı ve şahitlidir. Şahsımı suçlayan ve kendisini aklayan bu belgeleri eğer imzalatmayı becerebilseydi ömür boyu cezaevinden çıkamazdım. Oysa suçlu bu pislik AKPARTİ'liydi ve belgeliydi. Bu suçlardan kurtulabilmek için her yolu denediyse de başarılı olamadı. Şimdi de internet sitelerimde “hakaret” ettiğimi iddia ederek yine mahkeme huzuruna çıkardılar. Oysa yazdıklarım tamamen doğru olduğu gibi, belgesiz konuşmam ve yazmam. AKPARTİ'li bu pislik adamın, Mihallıççık’ın Gürleyik köyünden evli bir kadını parayla kandırarak kendine metres yaptığı da doğrudur. Bu bilgiyi bana veren bu kadının eski eşi ve kadının akrabalarıdır. Bu şahıslar mahkemeye gelerek ifade vermeye de hazırlar. Kadının cahilliğini ve para zaafını düşünerek bu kadının ismini açıklamadım. Üstelik kocası ısrarla açıklamamı istemesine rağmen. AKPARTİ'nin kurucu üyesi Ilgaz mafyasını alaya alarak yazdığım tüm yazılarımdaki konular gerçekleri yansıtmaktadır. Bunları da isbata hazırım. Ayrıca kendi sitelerimde yer verdiğim tüm yazılarım belgeli gerçekleri yansıtmaktadır. Zaten şu anda tüm sitelerim AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının emirleri doğrultusunda, şahsımdan hiçbir ifade alınmadan kapattırılmış durumdadır. İnternet sitelerimde “Savcıları küçük düşürdüğüm” gerekçesi de yalandır. AKPARTİ'li pislik bir mafyaya dört senedir hizmet eden savcılar kendi kendilerini kamu önünde rezil kepaze etmişlerdir. Bu sitelerde savcılarla ilgili hiçbir yazıya yer vermediğim gibi, iddia ettikleri yazılar sadece ilgili makamlara gönderdiğim e-maillerden ibarettir.
                 Yasadışı işler yapan AKPARTİ'li Ilgaz mafyası, dört sene boyunca şahsımı, hatırlayamadığım çok sayıda mahkemeye vermesine rağmen, hiçbir zaman mahkemenin ikinci celsesi olmamış, davalarını bazan geri çekmişler, bazan da davaları mahkemelerde reddedilmiştir. Reddedilen dava sayısı sekiz adettir. Sonuçlanan bir dava olmamıştır.
                 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayib Erdoğan, Adalet Bakanı Cemil Çiçek dahil, dört senedir elimde belgelerle çalmadığım kapı kalmadı ve ben bu suçlu AKPARTİ'li Ilgaz mafyasını hala yargılatmak bir yana, ifade dahi aldıramadım. Oysa bu AKPARTİ'li mafya istediği her zaman zerre kadar suçum olmamasına rağmen şahsımı gecenin bir yarısı evime baskın yaptırıp polislere paketletmeye, yargı önüne çıkarabilme gücüne sahip. Tek suçum AKPARTİ kurucu üyesi bir mafyayı belgelerle, ilgili tüm makamlara şikayet etmek. Eğer bu mafya AKPARTİ’li değil de başka bir partiden olsaydı, AKPARTİ'li Başbakan Erdoğan’ın emirleriyle Uzan Mafyasına uygulananan kanunlarla darmadağın edilirdi. Şahsımı her fırsatta yargı önüne çıkarmayı becerebilen AKPARTİ'li Ilgaz mafyası, bu gücü başta himayecisi Başbakan'dan, daha sonra da emrindeki Başsavcıdan ve maşa olarak kullandığı AKPARTİ Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’dan alıyor. Kendi çıkarları için kullandığı ve rüşvet vererek gözlerini kapattığı makam öyle çok ki, ellerindeki servete ve dağıttığı rüşvetlere bakarak AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının Türkiye Cumhuriyeti’nden daha güçlü olduğunu düşünmekteyim. AKPARTİ'li Ilgaz mafyasına kapılarını sonuna kadar açan Başsavcılık makamının sorumlusu Başsavcı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer, makamlarına hakaret ettiğim iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuşlar, şahsımdan doğru dürüst ifade alınmadan, gıyabımda yapılan yargılamalar sonrasında dört seneye yakın hapis cezası aldırmayı başarmışlardır. Dahası seçme ve seçilme haklarım resmen elimden alınarak vatandaşlıktan çıkarıldım. Devlete hainlik edenlerin, askere kurşun sıkanların cezaevlerinden vekil seçildiği bir ortamda, devletimin çıkarlarını korumak için AKPARTİ'li bir mafyayla ve bu AKPARTİ'li mafya tarafından rüşvetle satın alınan makamlara karşı ölümüne savaş veren şahsım, Başsavcı’ya “efendi” diyerek hitap ettiği için vatandaşlıktan çıkarıldı. Çünkü AKPARTİ'li tarikatçı şeyhler ve şıhlar bunu istiyordu, istedikleri oldu. Ülkemde adaletin bağımsızlığından kim söz edebilir? Yaşadığım olaylardan sonra bu ülkede adaletin varlığından şüphe duyar oldum. Bu ülkede yasaların, kişinin cebindeki paraya göre uygulandığını anladım artık. Adalet vatandaşa var, AKPARTİ’li mafyalara yok. Yasalar mağdur vatandaşı iyice ezmek için çıkarılır ve uygulanır olmuş, AKPARTİ’li mafyalara özerklik sunulmuş. Vah memleketim vah…
 
Şahsıma verilen dört sene hapis cezası ve vatandaşlıktan çıkarıldığım davalarda konular hep AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının yasadışı işleri ve bu AKPARTİ'li mafyayı koruyan iki savcı ile ilgilidir. Savcılar tarafından şahsıma açılan hakaret davalarında AKPARTİ'li Ilgaz mafyasıyla ilgili konular hep ayrı tutulmuş, iddia ettikleri hakaretlerim savcılık makamlarına yönelik gösterilmiştir. Davaların hiç birinde ihbar ettiğim AKPARTİ'li Ilgaz mafyasına ait yasa dışı işlere hiçbir zaman yer verilmemiştir. Bu cezaları şahsıma uygun gören hakimler de suç işlemekteler. Hiçbir belgeyi incelemeden, sadece savcıların istekleri doğrultusunda karar vermişler, bu şekilde AKPARTİ'li bir suç örgütünün yasa dışı eylemlerine daha fazla zemin hazırlamışlardır. Savcılar gibi hakimler de, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının devlete karşı işlemiş olduğu düzinelerce yasa dışı işlerini görmezden gelmişlerdir, yasa dışı işlere ortak olmuşlardır. Ceza aldığım davalar ve AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının tüm yasadışı işlerini gösteren belgeler Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndadır. Kişinin cebindeki paraya bakarak görevini farklı şekilde icraa eden Eskişehir’deki Savcıların bu hataları, inanıyorum ki Yargıtay’da gözden kaçmayacak ve adalet yerini bulacaktır. Bizzat ulaştığım tüm makamlar biliyorlar ki Başsavcı’ya hakaret etmediğim gibi, görevlerini yapmadıkları için, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasına hizmet ettikleri için eleştirdim. Devletimin Adaletini Eskişehir’de temsil etmesi gereken bu makam, dört senedir devleti değil, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasını temsil ediyor, bunu Eskişehir Emniyet Müdürü de biliyor, Eskişehir Valisi de biliyor. Üstelik her iki makam bu konuda şahsıma destek veriyor. İki Şahıs, olması gereken sorumluluğunu bilip şahsıma açıkça destek verirken, Başsavcı Gökhan Karaburun’un dört senedir ısrarla AKPARTİ'li Ilgaz mafyasını himaye etmesi, suçlarını örtbas etmesi, her yerinden pislik akan bir AKPARTİ'li mafya için kariyerini ayaklarının altına alması anlaşılır gibi değildir. Ya Şırnak’a sürülmekten korkuyor, çünkü AKPARTİ'li Ilgaz Mafyası Ak Parti’nin kurucu üyesidir ve Başbakan Recep Tayyib Erdoğan’dan talimat alıyor, ya da AKPARTİ'li Ilgaz mafyasına gebe kalmış, bu hizmeti karşılığında bir süper lüks villa almış olabileceği insanı ister istemez düşündürüyor. Bu tür laflar edince de şahsım kendisini mahkemelerde buluyor, gıyabımda cezalar yağıyor. Fakat bu cezalar şahsımı yıldırmıyor. Çünkü karşımdaki şahısların hepsi suçlu ve bu suçları isbat edip suçluları yargılatmaya kararlıyım. Yüce mahkemenizden, Başsavcı Gökhan Karaburun’dan ifade alınmasını ısrarla talep ediyorum: “Şahsıma iftira atarak soktuğunuz cezaevinden yazdığım ve hakaretler dolu mektubumu neden bizzat cezaevine gelerek iade ettiniz? Bu hakaret dolu mektubu neden işleme koymadınız? Belgeli gerçekleri anlatan bu hakaret dolu mektubumdan neden rahatsızlık duydunuz? Şahsımı senelerce içeri tıkacak bir hakaret belgesini neden almamış ve okumamış gibi davranarak iade ettiniz? Neden Cezaevi Müdürü’ne yalan söylettiniz? Siz asli görevlerinizi yalan dolanla mı yapıyorsunuz? Devletin size sunduğu bu şerefli makamı yalanlarla dolanlarla mı idare ediyorsunuz? AKPARTİ'li Ilgaz mafyasını dört senedir ısrarla himaye etmeniz ve bu AKPARTİ'li mafyanın isteklerini ve emirlerini ısrarla yerine getirmenize sebep ne? Hiç bir kimse dedesinin hayırına suçları belgelerle sabit AKPARTİ'li bir mafyayı korumaz, zerre kadar suçu olmayan bir şahısa komplolar kurmaz, iftiralar atmaz.?” Bir de şunu sormanızı talep ediyorum Başsavcı’ya:”2005 senesinin Nisan ayında, AKPARTİ Milletvekili Murat Mercan’ın, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının maşası olduğunu, yasa dışı işlerini kapatması için seçtirdiklerini ısrarla açıklamam sonrasında, bu milletvekiline “küfür ettiğim” iftirasıyla Sayın Başsavcı şahsımı cezaevine attı ve suçsuz yere 34 gün yatırdı. Şimdi bu maşa milletvekili davasından vazgeçti, çünkü suçlu. Cezaevine soktuğunuz 34 günün bedelini kim ve nasıl ödeyecek? Çocuklarımın maddi ve manevi maduriyetinin hesabını kim verecek? Başsavcım cevap ver, Subay Orduevinde AKPARTİ'li Ilgaz mafyasınca şahsıma kurulan tezgahı biliyordunuz. Tezgaha gelseydim şimdi mezardaydım. Bu tezgahı neden engellemedin? Senin için vatan haini AKPARTİ'li mafya mı önemli, devlete hizmet eden bir vatandaş mı önemli? Üstelik biliyorsun ki bu AKPARTİ'li mafya zerre kadar vergi ödemiyor, ben vergimi veriyorum. Senin maaşın da benim gibi vatandaşlardan alınan vergilerle ödeniyor. Zere kadar vergi vermeyen bu AKPARTİ'li Mafya sana maaş mı bağladı da bu kadar dosyayı sümenaltı ettin? Subay Orduevi olur da yakında subayların başına yıkılırsa sen ne yapacaksın o zaman? Sorumlusu sen değil misin? Bu konuyu ısrarla yırtılan dilekçelerimde belirtmedim mi? Bunların cevaplarını vermek zorundasın. İftiralarla hiçbir yere gelemezsin. Dahası, şahsıma açılan "hakaret davaları" ile ilgili mahkeme tebligatlarını, açık adresimi bildiğin halde neden göndermiyorsun? Mahkemelere girmemi neden istemiyorsun? Neden bu tebligatları yanlış adreslere ve yanlış kimselere gönderiyorsun? Şahsıma senelerce oynadığın oyunlara hala devam ediyorsun. Bundan sonra bu oyunlarına gelmeyeceğimi bil, aklını da başına al. Şahsıma açılmış yeni bir mahkemenin olduğunu ve tebigatının şahsıma kasıtlı olarak göndermediğini yine tesbit ettim. 04.12.2007 tarihinde mahkemem olduğunu, İsmail Ilgaz'a "mafya" ve "hırsızın oğlu" şeklinde hitap etmem sonrasında hakkımda dava açıldığını biliyorum. Bunu şahsıma ileten Ilgaz mafyasının bayan avukatıdır. Ilgaz mafyasının emirleri doğrultusunda kirli işlerine hala devam ediyorsun. Elinden geleni ardına koyma. "
 
Ak Parti Kurucu Üyesi Ilgaz mafyasının yasadışı işlerini ilgili makamlara ihbar etmeden önce, mafya babaları AKPARTİ'li Şenol Ilgaz ve yine AKPARTİ'li İsmail Ilgaz'ı mesajlarla ve mektuplarla defalarca uyardım: "Yasadışı işlerden vazgeçin, adam olun, doğru yolu bulun, sizlerle uğraşmaktan vaz geçeceğim" uyarılarım karşısında bu mafya babaları, şahsıma "ana avrat küfürlerle", "tehditlerle" karşılık vermişler, rezil-kepaze olmayı haketmişlerdir. Bu uyarılarımdan Başsavcı ve Vekili'nin haberi vardır, üstelik isbat etmeye hazırım. AKPARTİ'li Ilgaz Mafyasına neden “mafya” diyorum, açıklık getirmeliyim. Mafya sözcüğünün lügattaki karşılığı: Yasa dışı işler yapan organize suç örgütü. Şimdi Ilgaz AŞ isimli ve beş kişilik elebaşından müteşekkil ve emrindeki, devletin makamını temsil eden mevki makam sahipleri bir çok şahıslarından oluşan, yasa dışı işler yapan bu suç örgütünün belgeli eylemlerine sırayla yer vereceğim, şayet dilekçem kabul görürse Ağır Ceza Mahkemesi’nde isbat edeceğim:
 
1. Girdikleri tüm devlet ihalelerinde en düşük teklifi vererek işi alırlar ve işin yüzde ellisini hileli yaparak teslim ederler. Bu şekilde her yıl inşaat ve asfalt işinden onlarca trilyon kazanırlar fakat asla vergi vermeyi bilmezler. Özellikle 2000-2005 senesi arasında müthiş paralar kazanmışlardır fakat ne kadar vergi ödemişlerdir, araştırınız. İnşaat ve asfalt İşlerinde öyle ustaları vardır ki, hileli kısımları asla tesbit edilemez, zamanla ortaya çıkar. Bunlara örnek Subay Orduevi ve Osmangazi Üniversite binalarıdır. Subay Orduevinde ne tür hileler yaptıklarını ve binaya nasıl zarar verdiklerini ilgili tüm makamlara bildirdim. Genelkurmay’a ifadeler verdim. Dilekçelerime cevap haklarımı ısrarla istememe rağmen hiçbir makam şahsımı olumlu ya da olumsuz cevapla bilgilendirmedi. Savunma Bakanlığı’nın İnşaat Dairesi ihaleyi verdiği için Genelkurmay işin içinden sıyrıldı ve topu Savunma Bakanlığı’na attı. Savunma Bakanlığı da AKPARTİ’li olduğu için, AKPARTİ kurucuları Ilgaz Mafyasının suçlarını örtbas ediyor. Oysa yedi katlı bu bina 5 şiddetinde bir depreme dayanmaz. Çünkü AKPARTİ'li Ilgaz mafyası bu binada bir kolon patlattı. Eskişehir deprem bölgesindedir. Başbakan’dan Adalet Bakanı’na, Savcılık’tan Valimize kadar bu tehlikeli durumu öncelikle duyurdum ve bu binanın çelik kontrüksiyonlarla güçlendirilmesini istedim. Sonucu hep birlikte göreceğiz. AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının sözkonusu bu binayı güçlendirme ve yenileme çalışmalarını Mehmet Kalfa ve Bayram Usta isimli iki şahıs yapmıştır ve bu şahısların inşaat mühendisliğiyle hiç bir alakaları yoktur. Bu binada kolon güçlendirme çalışmalarında kesinlikle mühendis görevlendirilmedi. Her zaman uyguladıkları karadüzen ile ve hileleri kamufle ile bu bina yenilendi. Eskişehir Subay Orduevi’nde kullanılan hurda malzemelerin listesini ilgili makamlara teslim ettim. Bu ilgili makamlar, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasıyla işbirliği yaparak gizlice değiştirme ve yenileme yoluna gittiler. Yani devletimin ilgili makamları bu AKPARTİ'li mafyayla suçbirliği içine girdi. Şerefli ordumuzda şerefli hizmetler beklediğimiz fakat AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının kirli işlerine bulaşarak vatana ihanet eden şahıslardan biri de Subay Orduevi Müdürü Albay Mehmet Gürdoğan’dır. Bu konuları ilgili makamlara ısrarla bildirmeme rağmen şahsım sürekli “suçlu sandalyelerine” oturtulmaktadır fakat “iftira davası” ile değil, “hakaret davaları” ile. İftira davası açsınlar, isbata hazırım. Bu olayın en acı kısmı: İşin bitiminde Genelkurmay tarafından bu AKPARTİ'li mafyaya “Teşekkür Belgesi” gönderildi. Vah memleketim vah…
 
2. Eskişehir Büyükdere Mahallesi’nin güney ve batı kısmı Anadolu Üniversitesi toprakları içindeydi. Yılmaz Büyükerşen bu Üniversitede Rektör’dü. O zamanlar Dilek İnşaat isimli bir mafya şirketi Anadolu Üniversitesi inşaat işlerini ihalesiz alıyor, kitabına uyduruluyordu. Bir gün Ilgaz AŞ de ihaleye girmek istedi. Dilek mafyası fırsat verir mi? İsmail Ilgaz’ı otomobil ile ezerek gözdağı verdiler. Mafya Babası Şenol Ilgaz kafasına koymuş bir kere, vazgeçmedi ve Yılmaz Büyükerşen’i kendine benzeterek Anadolu Üniversitesi’nin inşaat işlerini ihalesiz almayı başardı. Ilgaz mafyasına ait olan Tıp Fakültesi Karşısındaki Shell Petrol İstasyonuna Büyükerşen’i ortak ettiler, fakat ortak Büyükerşen’in kızı gösterildi. Karşılığında, senelerce sürecek olan ihalesiz inşaat işleri başladı. Bu üniversite Osmangazi Üniversitesi adını alarak aynı işler devam etti, günümüze kadar geldi. Nejat Akgün Rektör oldu, Hocası Büyükerşen’i kıramadı, aynı işler yine devam eder oldu. Değişen tek şey, Büyükerşen’in alacağı pay Nejat Akgün’e aktarılır oldu. Bu arada Büyükerşen’in kızı ortaklıktan çıkarıldı. Suç ilişkileri karşılıklı olduğu için, kimse kimseden şikayetçi olmadı. AKPARTİ'li Ilgaz mafyasıyla DSP'li Büyükerşen birçok suç ilişkilerinde yine beraber oldular. Bunları aşağıda okuyacaksınız. Osmangazi Üniversitesi’nin bazı binalarını incelediğimde duvarların çürük olduğu, bazılarının patladığı, dışarıdan bakıldığında iç mekanın patlak duvarlardan görüldüğü tesbit edilebilir. Tekmeyle dahi yıkılan bu duvarlar, depremde ne hale gelir, düşünün. Bu binaların tamamının Sayıştay tarafından müfettişlere inceletilmesi gerekmektedir. Ayrıca hiçbir ihale olmadan senelerce bu inşaat işleri ne şekilde AKPARTİ'li Ilgaz mafyasına peşkeş çekildi detaylı araştırılması gerekiyor.
 
3. AKPARTİ'li Ilgaz Mafyasının babası AKPARTİ'li Şenol Ilgaz 1990’ların başında, Cevdetbey Çiftliği sınırları içinde kalan, Sümer Mahallesine ait birinci dereceden sit alanı olan ve imara açılmamış, Eskişehir Planında “özel tarım alanı” olarak belirtilmiş arazinin elli dönüme yakın kısmını sahibinden çok ucuz fiyata kapatır. Birinci derece korunması gereken sit alanında olduğu için tarım alanı olarak kullanmak dışında hiçbir işe yaramayan bu toprağı satmak zorunda kalan şahıs, kalan kısmını da başka bir şahısa satar. Şehir içinde olan birinci dereceden sit alanı topraklar ikiye bölünür. İkinci parçayı satın alan abdestli namazlı bu Hacı, sit alanı topraklarını işleyip ekerken, ilk büyük parçayı ucuza kapatan AKPARTİ'li Şenol Ilgaz neler yapar, belgeleriyle inceleyelim. Yer: Eski Sümerbank Basma Fabrikası yanı, Cevdetbey Çiftliği… Bu arazinin birinci derece sit alanı olduğu, koruma altına alınması gerektiği Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan tescillidir. Şenol Ilgaz’ın ucuza kapattığı sit alanında 2600 senelik bir höyük vardır, 2600 yıl önce bu arazide yaşamış Friglere ait bir tümilüstür. Tümilüs demek krallara ait mezar demektir. Frig kralları öldükleri zaman tüm değerli eşyalarıyla tümilüslere gömülürdü. Höyük adını verdiğimiz bu mezardan, Eskişehir ve çevresinde bir başka benzeri yoktur. Frigya Devletinin son kralı Midas 2600 sene önce Kimmerlere yenilir, Afyon civarındaki topraklarını terk ederek, yukarıda adres olarak belirttiğim bu araziye gelir. Frig Krallığı tarihe gömülmüştür fakat Kral Midas, yukarıda söz ettiğim arazide küçük bir beylik kurar. Ölünceye kadar bu toprakları terk etmez. Altın madenini çok seven Midas, tarihte “Altın Kral” olarak anılır. Öldüğü zaman işte bu tümilüse serveti olan altınlarla gömülür. Ilgaz Mafyasının kurucusu Şenol Ilgaz, tümilüsteki serveti bildiği için sit alanını bile bile satın alır. Şenol Ilgaz öyle kurnaz biridir ki, hesaplarını ince yapar ve aklınca elde edemiyeceği şey yoktur. Bu araziye villalar yapmak, temeller kazılırken altınları bir şekilde çıkarmak, yasadışı yollarla çıkarılanları yine yasadışı yollarla satmak, elde edilen ganimeti ilgili makamlarla paylaşmak düşünceleriyle girdiği bu işi fazlasıyla becermiştir. Kral Midas’tan Şenol Ilgaz’a geçen servetin maddi değeri 10 katrilyon olarak tahmin edilmektedir. Yani tarihte Karun Hazineleri olarak bildiğimiz servetten daha büyük bir servetin sahibi olmuştur. Bu servetin manevi değerini ise, AKPARTİ'li Başbakan'ımız Recep Tayyib Erdoğan başta olmak üzere hiçbir kimseyi enterese etmemiştir. Çünkü bu servet babasının malı değildir, AKPARTİ'li Başbakan’ı da ilgilendirmez. AKPARTİ'li Şenol Ilgaz 1990 senesine kadar hiçbir kimsenin beceremediğini fazlasıyla yapmıştır. Aynı sit alanının diğer parçasını satın alan şahıs ise hala toprağını eker ve biçer. Kürekle toprağını bellerken karşısına ufak tefek tarihi eserler çıkar fakat, “Başıma bir şey gelir” düşüncesiyle bu eserleri aynı toprağın daha derinlerine gömer. Ona çivi dahi çakmak yasaktır. Yasadışı işler yapmak, rüşvet vermek ona göre değildir. Çünkü abdestli, namazlı, haramı bilen bir Hacı’dır. Ektiği ve biçtiği bu topraklara tek odalı bir ev yapmak ister ve DSP'li Yılmaz Büyükerşen’e dilekçesini sunar. DSP'li Büyükerşen de bu Hacı’ya aynen şunu söyler: “Olmaz hacı, yasak. Burası birinci derece sit alanı çivi dahi çakamazsın…” Bu arazinin birinci dereceden sit alanı olduğunu bilen, çivi dahi çakılamıyacağını söyleyebilen DSP'li rüşvetçi Büyükerşen’in, Ilgaz mafyasının aynı araziye yaptığı 70 adet lüks villa iznini nasıl ve hangi şartlarda verdiği bu Hacı’yı ilgilendirmez. Çünkü fesat biri değildir, toprağını ekmeye ve biçmeye devam eder. Bu konuyla ilgili neler yaptım? Buyurun okuyunuz:
 
Birinci dereceden korunması gereken bu sit alanına 70 adet kaçak villa yapıldığını, Eskişehir Kültür Müdürü’ne bizzat ilettim. Sayın Müdür bu konuya ilgi duymadı. Şahsımı Valiliğe, Savcılığa ve hatta gazetelere yönlendirdi. Çünkü kendisinin bu konuda hiçbir işlem yapamıyacağını açıkça anlattı. “Bu iş beni aşar, eğer bu makamlara şikayette bulunur da bu makamlardan bana bir yazı gelirse o zaman görevimi yapabilirim” diyerek, zurnanın son deliği olduğunu belirtti. 26/04/2004 tarihinde Eskişehir Valisi’ne dilekçe yazdım. “Ilgaz mafyasının devlet içinde devletçik kurduklarını, yaptıkları trilyonluk villaların imar izni olmadığını iddia ederek araştırılmasını" istirham ettim. Ilgaz River Side ismini verdikleri lüks villaları yapan şirket Palet İnşaat, Ilgaz AŞ’nin bir uzantısı, başında da AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının ikinci patronu AKPARTİ'li Mustafa Ilgaz vardı. Her biri trilyon karşılığı satılan bu lüks 70 villa, Frig Krallığı’na ait antik kentin üzerine yapılmıştı. Mafya babası AKPARTİ'li Şenol Ilgaz, kendi oturacağı villasını da işte bu 2600 senelik tümilüsün hemen yanına özellikle yaptırmıştı. Çünkü kendisinin dağıtıp içini boşalttığı höyüğün başkaları tarafından karıştırılmasını istemiyordu. AKPARTİ'li Şenol Ilgaz tarafından bu höyüğün talan edildiğine, Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevkedildiğine, cezadan kurtulabilmek için mahkemeleri başka şehirlere ve ilçelere taşıdığına, sonunda rüşvetle bu davayı kapattırarak aklandığına dair elimde belgeler vardır. Kendi oturduğu villasının inşaatı esnasında, höyükten çıkarılan fakat aklınca fazla değer taşımayan tarihi eserleri temele gömdürmüş, suç unsurlarını yok etmeye çalışmıştır. AKPARTİ'li Şenol Ilgaz'ın şu anda oturduğu villanın temelleri kazılırsa, iddia ettiğim tarihi eserler günyüzüne çıkarılabilir. Höyüğü kimlere emir vererek talan ettirdiğini isbatlayacak ses kasetleri vardır. AKP'li Şenol Ilgaz'ın emriyle 2600 senelik tarihi yok eden şahısların itiraflarını Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunmaya hazırım. 27/12/1994 tarihinde Şenol Ilgaz aleyhine Ağır Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasının hemen sonrasında, DSP'li Yılmaz Büyükerşen'in öncülüğüyle İl Kültür Müdürü'ne, Müze Müdürü'ne ve "Kültür-Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Üyeleri"ne rüşvetler dağıtılarak, imara açılmamış bir tarlaya "1. derece sit alanına istediği villayı yapabilir" raporları alınmış ve bu raporlar doğrultusunda, o zamanlar henüz yeni kurulmuş Odunpazarı Belediyesi'nden "İnşaat ruhsatı" değil, "TADİLAT RUHSATI" rüşvetler karşılığında alınmıştır. Rüşvete ve uçkuruna düşkün Odunpazarı Belediye Başkanı yakışıklı ve DYP'li Ayhan Boyer, DSP'li Büyükerşen'in isteklerini kırmamış, olmayan binalara "tadilat ruhsatları" vermiştir. Tadilat ruhsatlarının nasıl alınabileceğine dair bir bilginin Büyükşehir Belediyesi'nden alınmasını talep ediyorum. Yüce mahkemenizden, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının kurucusu AKPARTİ'li Şenol Ilgaz aleyhine Ağır Ceza mahkemesi'nde açılmış ve "takipsizlik kararı" verilmiş kamu davasının bitiş tarihiyle, İl Kültür Müdürlüğü'nden alınan raporların tarihlerinin incelenmesini talep ediyorum. Bunlar incelenirse, iddialarımda doğruları anlattığım görülür. Rüşvet çarkının içinde yer almış müdürlerimiz ve başkanlarımız ve hatta hakimlerimiz de ortaya çıkmış olur. Israrla talep ediyorum. DYP'li Ayhan Boyer'den sonraki Odunpazarı Belediye Başkanı da, Büyükerşen'in ricalarını kırmıyor, "tadilat ruhsatı" vermeye devam ediyor ve tadilat ruhsatları, olmayan binalar için "inşaat ruhsatı" gibi kullanılıyor. Üstelik bu sit alanı için ortada "Özel Yerleşim Alanı" değil de "Özel tarım alanı" olduğunun belgesi vardır. Yani ilgili makamlar rüşvetler karşılığında suç üzerine suç işlemişler, 1994 senesinden 2001 senesine kadar zincirleme süregelmiştir. Şu anda üç yeni villa temeli daha açılmış fakat ısrarlı ihbarlarım sonrasında Jandarma bu inşaatları durdurmuştur. "Üçüncü derece sit alanı" ilan edilen Odunpazarı mevkiine "tadilat ruhsatı" dahi vermeyen bir belediye, yetkinin sadece TBMM'den çıkabileceği "1. dereceden korunması gereken sit alanına" nasıl ve hatta olmayan binalara nasıl "tadilat ruhsatı" vermiştir, bu makamı işgal ederek yasadışı işlere imzalarını atan şahısların yargı önüne çıkarılarak kamu adına hesap sorulması, Yüce Mahkemenizin görevi olmalıdır. Dört senedir ilgili tüm makamlara ilettiğim yasadışı işler, aslında Başsavcılık Makamı'nı enterese etmesi gerektiği, fakat suçlu şahsılarla işbirliği içinde olduklarından bu asli görevlerini unuttuklarını Mahkemenize bir defa daha hatırlatıyorum ve bu iki savcının Türkiye Cumhuriyeti Adaleti önünde hesap vermesini bekliyorum. "Tadilat Ruhsatı" ne demektir, boş arazide olmayan binalara "tadilat ruhsatı" verilebilir mi? Gökhan Karaburun bu kadar cahil mi? Bu Mahkemenin Ağır Ceza'da görülmesi gerektiğinini ısrarla talep etmemdeki sebep Başsavcıyla ilgilidir. Adalet Bakanlığı Müfettişlerine ifade verip fezleke hazırlattığım fakat Akparti'li Adalet Bakanlığı'nca aklanan bu şahısların yasadışı icraatlarını sererek cümlealeme isbat etmek istiyorum.
 
"Kimler kimleri kandırıyor?" diyerek öncelikle 20.05.2004 tarihinde Başbakanlık Makamı'na suç duyrularında bulundum. Başbakanlık Makamı, suçladığım şahısların kimliklerini araştırmadan, yani AKPARTİ kurucu üyeleri olduklarını bilmeden soruşturma başlatıyor. AKPARTİ'li oldukları anlaşılınca da Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı da dahil ilgili tüm makamlar araştırmak bir yana, yasadışı işleri kapatma yoluna gidiyorlar. Bu mafya'nın AKPARTİ kurucu üyesi olduğu ortaya çıkmadan önce Başbakanlık makamı şahsıma bir yazı gönderiyor: "Dilekçenizin işleme alındığını, Eskişehir Valiliği kanalıyla araştırma yapılacağını ve tarafıma bildirileceğini" belirtiyor. Eskişehir Valiliği, Başbakanlık'tan aldığı talimatla görevini yapıyor, ilgili makamlardan konuyla ilgili bilgi talep ediyor, bir nüshası da şahsıma gönderiliyor. İşte bu tarihten sonra ilgili makamlardan "kırmızı damgalı" "GİZLİDİR" ibareli mektuplar gelmeye başlıyor. Yani AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının yasa dışı işlerini kamuoyuna açıklamamı istemiyorlar, akılları sıra gizlemem gerektiğini bildiriyorlardı. "GİZLİDİR" yazmayan mektuplardan biri Odunpazarı Belediyesi'nden geliyor, şahsımı bir çok konuda bilgilendiriyor. Birinci dereceden korunması gereken sit alanına, Eskişehir Kültür Müdürü, Müze Müdürü ve Kültür-Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun raporları doğrultusunda "tadilat ruhsatı" verildiği açıkça yazılıyor, bu kaçak villaların parsel-ada-pafta numaraları iletiliyordu. "Özel tarım alanı" olarak belirtilen bu sit alanına yapılan kaçak villaların parsel numaraları işte: "Sümer Mahallesi Kızılyer Mevkiinde ve tapunun 241 pafta, 2885 ada, 26-27-28-29 nolu parseller ve 241 pafta, 2892 ada, 9-10-11-12-13-14-15-16-20-21-22-23 nolu parseller özel tarım alanı olarak belirlenmiştir. İl Kültür Müdürlüğü'ne bağlı Müze Müdürlüğü ve Kültür-Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından verilen raporlar doğrultusunda söz konusu parseller üzerine 10.03.1995 tarih ve 54 sayılı tadilat ruhsatı, 28.11.1997 tarih ve 347 sayılı tadilat ruhsatı, 29.05.2000 tarih ve 97 sayılı tadilat ruhsatı, 15.06.2001 tarih ve 129 sayılı tadilat ruhsatları verilmiştir. Erman Gölet-Başkan Yardımcısı". Şahsıma gönderilen bilgilendirme yazısında, yine karanlıkta kalan kısımlar vardır. Bu yazı 16 adet villaya "tadilat ruhsatı" verildiğini açıklarken, diğer 14 villa için açıklamayı yapmamışlardı. Anlaşılıyor ki diğer 14 adet lüks villa için düzenlenmiş "sahte ruhsat" yoktu. Kamu adına araştırılması...
 
Başbakanlığın talimatıyla Valilik tarafından Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan istenen bilgi sonrasında Başsavcılık Şahsıma bir belge gönderiyor: "Şenol Ilgaz'ın Sümerbank Basma Fabrikası Yanında ve sit alanı olan arsayı satın aldığı, birinci derece sit alanı olan bu arazide kazı yaptığı, yine bu birinci derece sit alanında inşaat yaptığı, bu nedenle hakkında 27.12.1994 tarih ve 1994/5953 Esas ve 207 iddia no ile Ağır Ceza Mahkemesi'nde kamu davası açıldığı, bu nedenle aynı konuda yeniden aynı şahıs hakkında tekrar dava açılamıyacağından, savcılığımızca takibat yapılmasına mahal olmadığı..." Aynen bunları yazıyor. Yani Mafya babası Şenol Ilgaz'ın 1. derecede korunması gereken sit alanında kazı yaptığı, inşaat yaptığı gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı yazıyor, aldığı cezaya yer verilmiyordu. Araştırmam sonrasında hiç bir ceza almadığını, mahkemeyi önce Kütahya'ya, oradan da Trakya'da bir ilçeye taşıdığını ve bu mahkemede rüşvetlerle bu olayı kapattırıp cezadan kurtulduğunu öğrendim. Birinci derece sit alanında kazı yapmak, inşaat yapmak büyük suçtur. Rüşvetlerle bu cezadan kurtulan AKPARTİ'li Mafya Babası, 1994'ten günümüze kadar geçen 14 sene içinde 70 villa temeli kazarak, yani 70 kere kazı yaparak, 70 kere inşaat yaparak aynı suçlar toplam 140 kere tekrarlanmıştır. Antikacılık belgesi olmadığı halde yasadışı yollarla çıkarılan tarihi eserlerle ilgili henüz ayrıntıya girmedim. Aşağıda okuyacağınız bu kaçakçılık da üzerine ilave edilirse ve bu yasadışı işleri AKP'li değil de başka partiden bir şahıs işlese, Başsavcım da biliyor ki ömür boyu cezaevinden çıkamıyacağı gibi, yaptığı tüm kaçak binaları da başına yıkılırdı. Devletin ilgili makamları, özellikle Başsavcılık ne yapmıştır? Başsavcı eğer bu mafyadan rüşvet almadıysa, neden yeni kamu davaları açmamıştır? 140 kere tekrarlanan bir suç var ortada. Frig Kralı Midas'ın mezarının talan edilmesini ve yasa dışı yollarla Eskişehir tarihinin Yunanlılara satılmasını bu 140 rakamına eklemedim. Korunması gereken sit alanı Gökhan Karaburun'un babasının malı mı ki göz yummuştur? İfadesi alınsın.
 
Başbakanlık Makamına 20.05.2004 tarihinde yazdığım dilekçem sonrasında, Eskişehir Valiliği kanalıyla, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı DSP'li Yılmaz Büyükerşen'den de bilgi istenmiştir. Başbakanlığın bu isteğini yerine getirmeyen ve bilgi vermekten kaçan Yılmaz Büyükerşen, şahsına yazıp postaladığım iki mektubumu da dikkate almamış, kanuni cevap haklarımı vermemiş, suç işlemiştir. Bu suçun Ağır Ceza Mahkemesi'nde dikkate alınmasını özellikle talep ediyorum. "Tadilat ruhsatlı" 70 süper lüks villanın içinde bulunduğu ve Ilgaz River Side adını verdikleri kaçak villalar grubunun kurdelalı ve eğlenceli açılışının bizzat Yılmaz Büyükerşen tarafından yapıldığını ısrarla kamuoyuna duyurmama rağmen, dört senedir Büyükerşen'den bir açıklama gelmememiştir. Ayrıca AKP'li Ilgaz Mafyasının yaptığı bu kaçak villaların tam ortasından geçen ve umuma açık olması gereken fakat her iki tarafından Ilgaz mafyasınca barikatla kapatılan Eski Değirmen Yolu, Büyükerşen'in ilgisini çekmemiştir. Bu yolun umuma açık olduğu Odunpazarı Belediyesi'nin kayıtlarında alenen gözükmektedir. Ilgaz mafyasının kaçak villalarında başrolü oynayan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'e yazıp postaladığım ve dilekçeme cevap haklarımı beklediğim iki mektubum ilişiktedir.
 
Sözün kısası Eskişehir'in tarihi AKPARTİ'li Şenol Ilgaz, DSP'li Yılmaz Büyükerşen, AKPARTİ Milletvekili Hasan Murat Mercan ve yine AKPARTİ'li Başsavcı Gökhan Karaburun dörtlüsü tarafından katledilmiştir. Eskişehir'in başka tarihi yoktur. Eskişehir'imizin en önemli tarihi geçmişi ve şehrimizde sadece bir tane olan Frig Kralı Midas'ın mezarı , sorumluluk taşıyan makamlarca korunmadığı gibi, AKPARTİ 'li mafya babası Şenol Ilgaz'ın sit alanı çevresine duvar ördürerek, iki kapısına "özel güvenlik" yerleştirip, ilgili makamların "koruma" işini bu AKPARTİ 'li mafya babasına devrettikleri ortadadır. Üstelik bu "höyük" basından ve Eskişehir halkından "sır" gibi saklanıyor. Eskişehir'i anlatan tarih kitaplarında adı bile geçmiyor. DSP'li Yılmaz Büyükerşen'in çizdirdiği Eskişehir planlarında yer verilmiyor, sürekli gizleniyor. Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu, tarihi miras Frig höyüğünü ve 70 villa altında kalan antik kenti korumak isteselerdi, AKPARTİ 'li mafya babası Şenol Ilgaz gibi bir kanun tanımazın ellerine teslim etmezlerdi. Sözde "koruma" üyesi olan bu şahısların her birinin Türkiye Cumhuriyeti Adalet'i önünde hesap vermesini talep ediyorum. Bu höyük ve sit alanının her köşesi yağmalandığı gibi, Kütahya ve Afyon illerinde koruma altına alınan 2600 senelik Frig tarihinin devamı olan bu sit alanları, şehrimizdeki ilgili makamlarımızca hem de kasıtlıca yok edilmiştir. Sit alanlarıyla ilgili çok sayıda araştırmalar yaptım. Bunların içinde doğruluğuna emin olduğum bir konuyu aktarmak istiyorum: Eskişehir İl Jandarma Komutanlığında görevli Yüzbaşı Volkan Yılmaz'ın şahsıma verdiği bilgiyi aynen aktarıyorum: "Sit alanı üç türlüdür. Birinci ve ikinci dereceden korunması gereken sit alanlarına inşaat ruhsatı verilemiyeceği gibi, tadilat ruhsatı zaten verilemez. Bina asla yapılamaz. Üçüncü derece sit alanında ise halka açık dinlenme yeri, ya da tarihi eserlerin sergilendiği, yine halka açık bir yer oluşturulabilir. Fakat asla bu üç tür sit alanına bina yapma izni verilemez." Şimdi Yüce Mahkemeniz aracılığıyla, ilgili makamlara soruyorum: "AKP'li Ilgaz mafyasının yaptığı "tadilat ruhsatlı" kaçak villalar yüksek çit telleriyle çevrili olduğuna göre, ayrıca iki kapısında da özel korumalar olduğuna göre, burası halka açık bir dinlenme yeri mi? Küçük bir kısmında Ilgaz Mafyası, büyük kısmında Eskişehir'in ileri gelen zenginleri oturduğuna göre bu villalar, tarihi eserlerin sergilendiği halka açık bir müze mi? Kimler kimleri kandırıyor? Eskişehir Kaçakçılık Şubesinde bu konuyla ilgili ifadem alınıyor fakat "dede" lakaplı bir komiser şahsımı sürekli azarlıyor. Sonunda patlıyor: "Git kardeşim, sen de sit alanına villa yap..." Devletimden maaş alarak görevini yapması beklenen fakat şahsımı kasıtlı olarak suça teşvik eden "dede" lakaplı bu komiserin ifadesinin alınması ve hesap sorulması gerekmektedir. Ordumuzun şerefli bir Yüzbaşısı "Sit alanlarına hiç bir surette bina yapılamaz, ruhsat da verilemez" derken eğer yalan söylüyorsa, lütfen bu Yüzbaşı için de kanuni işlem yapılarak dava açılması gerekmektedir. Eğer bu Yüzbaşı doğruları söylüyorsa, beş adet pislikten oluşan AKPARTİ'li Ilgaz Mafyası, Başsavcı Gökhan Karaburun, DSP'li rüşvetçi Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve AKPARTİ Eskişehir Milletvekili "maşa" Hasan Murat Mercan hakkında "Organize suç örgütü kurmak ve Eskişehir tarihini birlikte yok ettikleri" suçlamasıyla kamu davası açılması gerekmektedir. Mahkemeniz bu şahıslardan kamu adına ifade talep edemiyorsa, Mahkemenizin "yetkisizlik kararı" vermesi, davayı Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevketmesi gerekmektedir. Sorumluluk taşıyan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bunu kamu adına Mahkemenizden talep ve istirham ediyorum.
 
2002 seçimlerinde Ilgaz mafyasının içindeydim. Ilgaz mafyası, yasa dışı tüm kirli işlerini kapattırmak için Hasan Murat Mercan'ı birinci sıraya yerleştirerek milletvekili seçtirdi. Bu şahısın milletvekili olabilmesi için harcadığı para tahminen 300 bin YTL'dir. Hasan Murat Mercan'ın tüm seçim masraflarını karşılayan Ilgaz mafyası, Ak Parti'li delegelere de rüşvetler dağıtmıştır. Ilgaz mafyası bu kadar parayı babasının hayırına değil, öncelikle birinci dereceden sit alanına yaptıkları kaçak 70 villanın yasal hale getirilmesi için çalışma yapması bu sayın Milletvekilinden beklenmiştir. Bu sayın milletvekilimiz de istenilen konuda çalışmalar yapmış ve yardımcılığını yaptığı Başbakan'ına iletmiştir. 2005 senesinin Haziran ayında sit alanlarıyla ilgili yeni yasal düzenlemeler getirilmiş fakat bunlar kamuoyundan saklanmıştır. Sit alanlarının "park ve bahçe" olarak düzenlenebileceğini de ifade eden bu sit alanı yasalar, iki buçuk senedir karanlıkta kalmıştır ve değiştirilen bu yeni sit alanları kanunlarıyla ilgili hiç bir bilgiye ulaşamadım. Devletin ve milletin ortak malı olan sit alanlarının, ülkemizin tarih ve kültür mirası olduğunu hatırlatıyorum, "park ve bahçe" olarak kullanmak dışında olan ve gizlenen kısımların ilgili makamlarca kamuoyuna açıklanmasını ısrarla talep ediyorum. 2004 senesinin Nisan ayında Eskişehir Valiliği'ne, 2004 senesinin Mayıs ayında Başbakanlık Makamı'na dilekçelerle bildirdiğim yasadışı sit alanları talanı işinde, 2005 Haziran ayında muhtemelen çıkartılmış olabileceğini tahmin ettiğim sit alanı yasaları bu yasadışı işleri kapatmamalı. Ilgaz mafyasının kaçak 70 villasının yasal hale getirildiği ortaya çıkarsa, anlattıklarımda haklı olduğum, Murat Mercan'ın bu iş için seçtirildiği de ortaya çıkacaktır. Odunpazarı Belediyesi'nin 100 senelik tarihi geçmişimiz olan Odunpazarı evlerini koruma altına alma çabaları örnek teşkil etmeli ve 2600 senelik tarihi geçmişimiz olan Frigya Krallığı, Ilgaz mafyasının villaları yıkılarak günyüzüne çıkarılmalıdır. Milli servetler hiç bir şahısın tekelinde olamıyacağı gibi, hiç bir mafyaya peşkeş çekilemez. Bu tür kirli oyunlara kalkışanlar Devletimize hainlik etmiş olurlar, vatana ihanetin cezası da kanunlarımızda bellidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin sorumluluk taşıyan bir vatandaşı olarak mahkemenizden ve görevini yapmayan ilgili makamlardan talep ediyorum: Ilgaz mafyasının 70 kaçak villası yıkılmalı, 2600 senelik mirasımız Eskişehir turizmine kazandırılmalıdır. Bu hepimizin vatandaşlık borcudur.
 
Yukarıda açık açık belirttiğim gibi, 10 katrilyon değerindeki tarihi eserlerin, AKPARTİ 'li Ilgaz mafyasınca birinci derece sit alanından çıkarıldığı, yasadışı yollardan yurtdışına kaçırılarak Yunanlılara satıldığı, bu kaçakçılığın Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yapılmış en büyük tarihi eser kaçakçılığı olduğunu ısrarla belirtmek ve geç kalmış takibin derhal mahkemenizce yapılmasını kamu adına talep ediyorum. Antikacılık belgesi olmadığı halde kazı yaparak günyüzüne çıkardığı tarihi eserleri yurtdışına kaçırmakla ihbar ettiğim AKPARTİ'li Ilgaz Mafyasının beş elebaşı da, bu icraatlarını hiç bir ilgili makamdan saklamadıkları gibi, yasadışı yollardan elde ettikleri ganimeti suçlarını örtbas eden ilgili makamlardaki bazı şahıslarla bölüşmüştür. Bu şahısların tesbit edilmesi ve Yüce Yargı önünde hesap vermesi gerekmektedir. Yasadışı kaçakçılıklara gözlerini yummak ve kulaklarını tıkamakla suçladığım, Eskişehir Kaçakçılık Şubesinin tüm personelinin ifadesinin alınmasını talep ediyorum. Ayrıca Eskişehir Başsavcılığı'ndaki tüm savcıları da suçluyorum. Bu yasadışı işleri bildikleri halde gözlerini kapatıp kulaklarını tıkadılar. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki tüm savcılardan davacıyım. Gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığı Eskişehir'de tam 14 senedir yaşanıyor, fakat savcılarım bildikleri halde kıllarını kıpırdatmıyor. Ilgaz Mafyasının depolarına baskın yapmak için, Kaçakçılık Şube Müdürü Mustafa Bey'e ısrar ediyorum, fakat bu Müdür korkuyor, "Baskın iznini Başsavcının vermeyeceğini" söylüyor. Tüm ısrarlarıma rağmen baskın yapılamıyor. Oysa götüreceğim mekandaki tarihi eserleri görseydi, Başsavcı'nın iznine de ihtiyaç duymayacaktı. Müdür Mustafa Bey'in, ısrarlarımdan sonra şahsıma uyup Ilgaz mafyasının depolarına baskın yapsaydı ve trilyonlar değerindeki tarihi eserleri yakalasaydı, eminim ki şimdi Şırnak'ta aldıracaklardı soluğu, bir Müdür olarak değil, bir polis olarak. Başsavcı tam dört senedir, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının tarihi eser kaçakçılığını ısrarla bildirmeme rağmen kılını dahi kıpırdatmamıştır. İnternette aylarca yaygara ettiğim tarihi eserlerin listesi de tamamen doğrudur ve ilaveleri vardır. Talan edilen bu tarihin baş sorumlusu Başsavcı Gökhan Karaburun'dur. Şahsım, sorumlu bir vatandaş olarak Eskişehir'in 2600 yıllık tarihine sahip çıkmaya çalışırken, asli görevi devletin ve milletin malına sahip çıkmak olan başta Başsavcı Gökhan Karaburun ve diğer tüm ilgili makamlar, şahsıma destek verecekleri yerde şahsımı engellemişler, milletin ortak malı olan eserleri pislik bir mafyaya peşkeş çekmişlerdir. Bu yasa dışı işlerin hesabını Başsavcı'ya sormak ve cevap almak sorumlu bir vatandaş olarak en doğal hakkım olmalı. Siz Sayın Hakim'den ve Yüce Mahkemenizden aynı duyarlılığı bekliyorum, bu davanın Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğini tekrar talep ediyorum.
 
4. Birinci Cinayet: Başbakanlık Makamı'na yazmış olduğum 20.05.2004 tarihli dilekçemdeki dört konudan biri, şimdi aktaracağım cinayeti içermektedir. Şirketlerinde "usta" olarak çalıştırdıkları ve "alkolik" olduğu belgelerle sabit Ruhi Güner isimli şahısı bile bile ölüme gönderdiklerini ayrıntılarıyla Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bildirdim. Bu olaya bizzat şahit olduğumu ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, bu cinayetle ilgili bilgi almak yerine şahsımla alay etmiş, dalgasını geçmiş, sonra da "akli ve ruhi durumumdan" şüphe duyarak Adli Tıbb'a sevketmiştir. Şahit olduğum bu cinayetin aydınlanması için yardım istediğim Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı, bu cinayeti aydınlatmak yerine, şahsımın "deli" olduğunu isbat için büyük bir gayret içine girerken, aynı konuda şahsıma "deli" raporu aldırmaya çalışan AKP'li Ilgaz mafyasının servet sarfettiği makamlar da şahsıma "deli" raporu aldıramamıştır. "Akli ve ruhi durumumun yerinde olmadığı, vesayet altına alınmam gerektiğiyle" ilgili davaları mahkemelerde reddedilmiştir. Bu tür kirli oyunlara alet olan Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bizzat ihbarda bulunduğum iki cinayetten biri olan Ruhi Güner davası ile ilgili ne yapmıştır, ifadelerinin alınması... Cinayete kurban giden bu şahısın kaza esnasında aşırı derecede alkollü olduğunu, Çukurhisar Jandarma Karakolu'nda tutanakların, AKP'li Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda yazıldığını, hiç bir surette otopsi yapılmadığını, üstelik bu şahısın "alkol tedavisi gördüğünü" isbat eden belgelerin varlığını bildirdiğim halde, o zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek ne yapmıştır, ifadesinin alınması... Bu cinayetleri örtbas etmekten başka ne yapmıştır ülkemizin Atatürkçü Başbakanı Recep Tayyib Erdoğan? Dört senedir iddia ettiğim gibi, Ruhi Güner isimli şahıs, Ilgaz mafyası içinde şöför olarak değil, motor ustası olarak senelerce çalıştı. "Alkolik" olduğuna dair raporlar olmasına rağmen, Ilgaz mafyasının dört numaralı babası Mehmet Ilgaz, önünü dahi göremeyen bu şahısı mazot yüklü tankere zorla bindirdi. Önünü dahi görmeyen bu şahıs da mazot yüklü tankerle elektrik direğine çarparak cinayete kurban gitti. Bu ifadelerimi doğrulayacak dört adet görgü şahidi vardır. Bunlardan ikisi hala Ilgaz Mafyası içinde çalışmaktadır. Israrla suçduyurularıma devam etmem sonrasında, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla, bu olayda Ilgaz mafyasının suçlu olmadığı, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan alınan bir yazıyla belgelenmeye çalışılmış fakat sözkonusu makamlar yine suç işlemişlerdir. Bu olayın olduğu mekan Kütahya değil, Eskişehir'dir. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın veremediği bir karar, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığından alınmıştır. Bu olayın, tarafsızlığını yitirmiş Adalet Bakanlığımızca değil, İnsan hakları mahkemelerinin özellikle incelemesini beklemekteyim. Dört senedir ilgili makamlara sunduğum ayrıntılı dilekçelerimin Ağır Ceza Mahkemesinde incelenmesi gerekmektedir. Ruhi Güner'in eşi, kızı ve polis olan damadı, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasından korktukları için davacı olmamışlardır. Makamına giderek bizzat şikayetlerimi ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer'in şahsıma söylediklerini, isbat edeceğimi taahhüt ederek aynen aktarıyorum: "Mektubunun hiç bir tutar yanı yok. Kim okusa sana deli olduğunu söyler. Hani hırsızlığın belgeleri, göster bakalım? Bir adam ölmüşse sana ne? Yok mu bunun ailesi, onlar şikayetçi olsun. Sana ne oluyor? Kaçak villalar hani nerede? Hangi paftada, hangi parselde? Deli zırvalarıyla oyalama, vaktim yok. Çarşı polis karakoluna ifade mi verdin? Hadi isbat et?" Israrla, Ilgaz mafyasına dava açılmasını istedim, iddialarımı hepsini isbatlayacağımı söyledim. Subay Ordevi'ndeki kolon patlatma olayını da ısrarla bildirip araştırılmasını istedim. Fakat Başsavcı Vekilim şahsımı Adli Tıbb'a göndermeyi daha ugun buldu. Yukarıdaki pafta ve parsel numaralarının Başsavcı Vekili'me iletilerek ifadesinin alınması...
 
5. İkinci Cinayet: Eskişehir, Yunusemre Caddesi'ndeki Mini Taksi önünde, bisikletli bir şahısla, o zamanlar CHP'li olan mafya babası Şenol Ilgaz tartışmaya başlar. Sonra küfürleşirler. Sinirlenen mafya babası Şenol Ilgaz, kırmızı Mercedes marka otomobiliyle, bisikletli bu şahısın üzerinden defalarca ileri geri giderek öyle bir ezer ki, adamın beyni fırlar, barsakları caddeye serilir ve adam olay mahalinde can verir. Yunusemre Caddesinden otomobiliyle geçmekte olan bir savcı da bu olayı görür ve Şenol Ilgaz'ın bisikletli şahısı nasıl defalarca ileri geri giderek kasıtlı olarak öldürdüğüne şahit olur. Fakat mafya babamız, her zaman olduğu gibi bu savcıyı da rüşvetiyle ikna eder ve cinayetten sıyrılır. Olaya basit bir kaza süsü verilerek, mafya babamızın şöförlerinden biri kazayı üstlenir. Mihallıççık'ın Yunusemre Köyü'nden olan bu şahıs PTT'den emekli ve isminin Müeyyid olduğu söylenmektedir. Zaman aşımına uğramadan bu davanın yeniden görülmesi ve AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının babasının yeniden yargılanması gerektiğini ısrarla iletmeme rağmen, ilgili makamlar ne yapmıştır? Özellikle Eskişehir Başsavcısı ne yapmıştır? Rüşvet yedirilen savcı bulunmuş mudur? Cinayet olduğu apaçık belli olan bu olaya nasıl kaza süsü verilmiştir? Olay yerinde zabıt tutan savcı kimdir ve ne kadar rüşvet almıştır? Mafya Baba'sı Şenol Ilgaz'ın cinayet suçunu üstlenerek cezaevine giren bu şahıs, çıktıktan sonra ölmüştür. Fakat ölmüş müdür, öldürülmüş müdür? Cinayete ya da kazaya kurban gittiyse, cinayeti işleyenin adresi belli midir? Bu şahıs üstlendiği cezayı çekerken, Şenol Ilgaz'ın vaadleri boş çıktıysa, cezaevi sonrası Şenol Ilgaz'a hesabını sormuş mudur? Şenol Ilgaz'ı ihbar edeceğini söyleyip daha fazla para koparmaya çalışmış mıdır? Bunun sonucunda zehirlenmiş midir? Başsavcım hangi bir ihbarımı araştırdı ki bu sorulara cevap arasın? Dört senedir kimleri himaye ettiğinin farkında bile değildir. Oysa Şenol Ilgaz "cani ruhlu" biridir. Çıkarı için yapamıyacağı şey yoktur. Zaman zaman işçilerine eziyet ettiği, zevk için onları dövdüğü zaten bilinir. Ilgaz mafyasında kamyon şöförü olarak senelerce çalışan Konyalı Ali Yılmaz bulunabilirse ve ifadesi alınırsa, şimdiye kadar anlattıklarımın ve bundan sonra anlatacaklarımın tamamen doğru olduğu anlaşılacaktır. Konyalı bu şahıs emekliliğine bir ay kala, tazminatını ödememek için şirketten atılır. İtiraz etmek ister fakat fırsat tanınmaz, Şenol Ilgaz tarafından öldüresiye dövülür. Şikayette bulunacağı makamların Şenol Ilgaz'ın emrinde olduğunu bildiğinden şikayette bulunamaz, çünkü daha fazla zarara uğrayacağını bilir. Şenol Ilgaz'ın zihniyeti: işçisine 10 bin YTL tazminatını ödemez, eğer dava edersen 100 bin YTL rüşvet yedirir, işini bağlar fakat tazminatı asla ödemez. Oysa Ali Yılmaz isimli bu şahıs, Şenol Ilgaz'ın tilki aklına uyar ve 26 PN 007 plakalı Volswagen Golf otomobile biner, şarampole atar, canını hiçe sayar. Patronu Şenol Ilgaz da Sigorta şirketine hile yoluyla otomobilini yeniletir. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler (6) hemen aşağıdadır. Yukarıdaki "ruhi dengesizlik" belgesini Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer'e bizzat anlattım. Anlatmadığımı söyleyebilir mi?
 
Şenol Ilgaz tarafından, arılarla dolu büyük su variline, öldürülmek amacıyla zorla sokulduğumu, yüzlerce arının iğnelerine maaruz kaldığımı, tanınmayacak şekilde yüzümün şiştiğini, bir hafta komada yattığımı, eğer allerjim olsaydı ölebileceğimi de anlattım. Anlatmadığımı söyleyebilir mi? Bunlar işkence değil de nedir? Bunları ancak "akıl ve ruh yapısı bozuk" şahıslar yapabilir. Şahsıma deli raporu aldırmaya çalışan Ilgaz mafyası ve Başsavcı, bu raporu önce kendilerine aldırsınlar. Bu caniliği biri uyguluyor, diğeri seyrediyor. Eğer bu davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürseydim, biliyorum ki tazminat olarak donlarına kadar alırdım. Fakat yapmadım, çünkü ülkemin meselelerini önde tutarak, şahsıma uygulanan tüm icraatları unutmaya çalıştım.
Yine bir gün Ilgaz mafyası tarafından pusuya düşürüldüm. Şenol Ilgaz kendi pisliklerini AK'layıcı, şahsımı suçlayıcı çok sayıda belgeyi, şahsıma zorla imzalatmaya çalıştı, öldürmekle tehdit etti. Fakat bir türlü imzalatmayı beceremedi. Başsavcıma bunları da anlattım. Anlatmadığımı söyleyebilir mi? Cani ruhlu Şenol Ilgaz şahsıma "Dağ kanunları" uyguluyor, Türkiye Cumhuriyeti Adaleti'ni Eskişehir'de temsil eden Gökhan Karaburun bu icraatları görmezden geliyordu.

6. AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının sahteciliklerine bir örnek: 2002 senesinde, Mustafa Topaloğlu isimli bir şahıs, Ilgazlar AŞ'ye ait 26 PN 007 plakalı Volswagen Golf marka otomobille, Bolu otoban gişelerinde kaza yapar. fakat bu şahısın ehliyetinin olmaması sebebiyle, sigorta şirketinden bir hak talep edemezler. Daha sonra bu araca, şirketten tekme tokat öldüresiye dövülerek atılan Ali Yılmaz isimli şahıs bindirilir, otomobili şarampole atması istenir. Önce kaza geçiren, sonra da şarampole atılan araç için sigorta şirketinden yaptırılması talep edilir. Bu sigorta şirketinin Burak Sigorta olduğu, Birlik Sigorta'yı temsil ettiğini açıklamamdan sonra, olayın mahkemelere yansımaması için AKP'li Ilgaz mafyası bu şirkete yüklü miktarda para ödemiş ve sahteciliğini kapattırmıştır. Burak ve Birlik Sigorta Şirketlerinin ifadelerinin alınması... Bu olayı ilgili makamlara ihbar ederken araca kasıtlı olarak "kamyon" dediğim halde, sahtekar AKP'li Ilgaz mafyası şahsıma "iftira davası" açamamıştır. Bu sahtekarlık olayının araştırılması... Başsavcı, bu konuyu bildirmediğimi söyleyebilir mi?
 
7. AKPARTİ'li Ilgaz Mafyasının hırsızlıklarına bir örnek: Eskişehir Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'nden asfalt işi alınmıştı. Senelerce süren bu asfalt işininde hırsızlıkları da senelerce sürmüştür fakat, sadece bir ay içinde yapılan hırsızlıkları mahkemenize örnek olarak sunayım: 10 Ağustos- 10 Eylül 2003: 33 kamyon Plent-Mix (893 ton), 34 kamyon aşınma (978 ton), 27 kamyon binder (752 ton) fazladan fatura edilerek sadece bir ay içinde bu hırsızlıklarını 94 kere tekrar etmişler, göndermedikleri 94 kamyon malın bedelini Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'nden tahsil etmişlerdir. Bu miktarların maddi değerinin asfalt üreten şirketlerden öğrenilmesi... Senelerce süren bu hırsızlıkların toplam değerinin tahmin edilmesi... Yukarıdaki miktarlar belgelidir. Ses kasetlerinden anlaşılacağı üzere, iddia ettiğim bu soygunun Ilgaz Mafyası tarafından yapıldığını, Organize Sanayi Bölge Müdürü Ali İhsan Karamanlı açıkça söylemekte, "Bu şahısları mahkemeye verirsem, hırsızlık yaptıklarının doğru olduğunu söyler misiniz?" soruma karşılık: "Evet söylerim" diyerek cevaplamış, fakat bu hırsızlık sonrasında Ilgaz Mafyasıyla iş yapmaya devam etmiştir. Sonraki araştırmalarımda bu hırsızlıklarda, Ali İhsan Karamanlı'nın Ilgaz Mafyası'yla işbirliği halinde olduğunu ve şişirilen faturalardan elde edilen ganimeti bu mafya ile paylaştıklarını üzülerek öğrendim. Senelerce süren bu hırsızlık olayının araştırılması... Ilgaz mafyasının döktüğü asfaltlarda yüksek oranda hile yaptığını bildirmem sonrasında "Numune kestirip laboratuvara gönderdiğini" söyleyen, aslında bunları hiç bir zaman yaptırmayan Organize Sanayi Bölge Müdürü, ekmek yediği makamı Ilgaz Mafyasına bilerek ve isteyerek soydururken, Bölge Müdürlüğü içinde de yasa dışı işler almış başını gidiyordu. Bunlardan biri: Bölge Müdürü Ali İhsan Karamanlı'nın sağ kolu olan Suat Ader ismli bir Mühendis, iş yapılan şirketlerle işbirliğine giriyor, faturalar şişiriliyor, şişirilen kısımlar iş yapılan şirketlerle bölüşüyordu. Bu şirketlerden biri, Organize Sanayi Bölge Müdürlüğünün elektrik bakım ve onarım işini alan bir Mühendise aitti. Yine Suat Ader isimli mühendis, Keskin Köyü nüfusuna kayıtlı Dilek Öztürk isimli bir kadına, Bölge Müdürlüğü'nde iş veriyor, karşılığında Keskin Köyü'nden, bu kadının babasından 7 dönüm tarlayı rüşvet olarak alıyor. Bu tarlanın üzerine lüks bir villa yaptırıyordu. Araştırılması... Ilgaz mafyası sayesinde girdiğim bu Bölge Müdürlüğündeki kirli işler bunlarla sınırlı değildir. Ağır Ceza Mahkemesinde anlatacağım konuların ciddiyeti, ilgili makamları harekete geçirmeli ve kamu adına soruşturulması gerekmektedir. Ayrıca Ilgaz mafyasının senelerce süren ve hala devam eden "bitüm" hırsızlığı Devlet makamlarının başka bir şekilde soyulmasına örnektir. Ilgaz mafyasının bir şişe viski karşılığında Metin isimli bir ayyaşa hazırlattığı asfalt, Türkiye standartlarının çok altındadır. İlgili şahıslardan aldığım bilgiye göre bir ton asfaltta 50 kg bitüm bulunması gerekiyor. Oysa Ilgaz mafyasının ürettiği asfaltlarda her zaman 25 kg'ın üstüne çıkmamıştır. Kısacası mıcır, sadece siyaha boyanıp Devletin makamlarına senelerce satılarak trilyonlarca haksız kazanç Ilgaz mafyasının kasasına girmiştir. Bu konuyu başta TCK(Karayolları) olmak üzere ilgili makamlara mektupla bildirmeme rağmen, ilgili makamlar hiç bir girişimde bulunmadıkları gibi, şahsıma hiç bir zaman bilgi vermemişlerdir. Yüzbinlerce tonu bulan bu hırsızlıklar ilgili makamlarca da kabullenilerek konular kapatılmıştır. Standartların çok aşağısında üretilen bu asfalt Eskişehir Anadolu Üniversitesi'ne (2002) Başak Kiremit'e (2002), Odunpazarı Belediyesi'ne (2003), Eti Gıda (2003), Kılıçoğlu Fabrikasına(2003), özellikle yüzbinlerce tonu Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'ne gönderilmiştir. Dökülen bu asfaltlardan numuneler kestirilip, Ilgaz mafyasının rüşvet veremiyeceği bir Laboratuvara inceletilirse, iddialarımda ne kadar doğruları anlattığım ortaya çıkar.
 
8. AKPARTİ'li Ilgaz Mafyasının Tokatçılığına örnektir: Esim İnşaat isimli bir Doğalgaz şirketine iş veren AKPARTİ'li Ilgaz mafyası, işini eksiksiz yapan bu şirkete, parasını ödememek için türlü bahaneler bulmuş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mahkemeleri dahi bu parayı bu mafyaya ödetememiştir. Mağdur edilen bu doğalgaz şirketi şu anda iflas etmiştir. Buna benzer birçok örnekler mevcuttur. Ilgaz mafyası işini yaptırır, bahaneler ileri sürerek şirketlere paralarını ödemez. Ayrıca piyasada çok sayıda karşılıksız çekleri vardır. Çekleri kendi şahısları adına imzalarlar, karşılıksız çıkınca da mağdur olan şirketler bu alacaklarını tahsil edemezler. Çünkü Ilgaz mafyasında tüm gayrimenkuller ve tüm işyerleri Ilgaz AŞ ve Palet LTD ŞTİ üzerinedir. Şahıs adına imzalanan çekler bir türlü bu karanlık şirketlerden tahsil edilemez. Şirket adına çek kullanmazlar. Araştırılması...
 
9. İşte Rüşvetin belgesi: Çukurhisar Ilgazlar AŞ Yonca Asfalt Şantiyesi'nde çalıştığım süre içinde (2002-2003), sivil plakalı, beyaz renkte, Ford marka bir otomobil (İçinde trafikte kullanılan radar cihazı vardı), en az dört defa şantiyeye geldi. Özellikle hava karardıktan sonra geliyordu. İçinde hafif kır saçlı, elli yaşlarında, resmi kıyafetli bir şahıs, "Mehmet Ilgaz'ın gelip gelmediğini" soruyor, "Burada buluşacaklarını" söylüyordu. Sonra da camı kapatıp telefon ediyordu. Bunlardan birinde otomobilin camını kapatmamıştı. Mehmet Ilgaz'la olan telefon konuşmasını aynen aktarıyorum: "Bak Mehmet, saat veriyorsun, geliyorum, seni bulamıyorum. Bak, yarın öğlene kadar getir. Tamam, biriyle gönder. Bak, gözünün yaşına bakmam" diyor, telefonu kapattıktan sonra da "şerefsiz" diyordu. Resmi kıyafetli bu şahıs Mehmet Ilgaz'dan "yakışıklı çıkmış bir fotoğrafını" istiyor olmalıydı. İki gün sonra merkez şantiyeden telefon geliyor: "Kenan, Çukurhisar'daki Bölge Trafik'e git, Ekrem'in kamyonunu bağlamışlar. Ekrem hemen Mehmet Ilgaz'ın cebini arasın." Çukurhisar Bölge Trafik'e gidiyorum, Ekrem'i (Şirkette kamyon şöförü, emekli oldu) buluyorum, söyleneni iletiyorum. Sonra, şantiyeye gelen kır saçlı bu trafik polisiyle göz göze geliyoruz, kaşları çatılmış. Mehmet Ilgaz "fotoğrafını" göndermemiş olmalıydı. Kamyonun bağlanma gerekçesi "ruhsatının olmaması"ydı. Yarım saat sonra bırakılıyor ve ruhsatı kamyonda olmayan Ilgazlar AŞ'ye ait üç kamyon (34 TA 2203-06 LFS 70-26 FS 497) altı ay boyunca karayollarında, hem de 24 saat kontrol altında tutulan Çukurhisar Bölge Trafik'in önünden her gün 20 kere geçiyor. Şantiyenin sorumlusu olarak bu araç şöförlerinden kamyonların ruhsatlarını görmek istiyorum, aldığım cevap: "Senelerce bu kamyonlara biniyoruz, biz görmedik ki ruhsatları sana gösterelim..." Anlattıklarına göre her ay, ruhsatı olmayan bu üç kamyon için Mehmet Ilgaz, Bölge Trafik'tekileri "yemliyor"muş. Bu şöförler bullunup sorulabilir: Ekrem, Ali Yılmaz, Hasan. Bu üç şahısın da bulunarak ifadelerinin alınması gerekiyor. Üçü de şirketten ayrılmıştır. Bunlardan Ali Yılmaz isimli şahıs, emekliliğine bir ay kala dövülerek şirketten atılmıştır. Hasan isimli şöför de, "mazot çalıyor" iftirasıyla atılmıştır. Aslında hırsız olan, Hasan isimli şöför değil, Ilgaz mafyasının tüm patronları belgeli hırsızdır. Yukarıda plakalarını verdiğim kamyonlar, ruhsatları olmadığı halde, senelerce Çukurhisar Bölge Trafik'e rüşvet verilerek trafikte seyretmelerine izin verilmiştir. Bu rüşvet olayını defalarca ilgili makamlara ilettiğim gibi, 31 sayfalık mektubumda özellikle belirterek, "rüşvete suçüstü yapmak isteyen" ve "Vatansever" arayan Adaletimizin eski Bakan'ı Cemil Çiçek'e bizzat makamında teslim ettim, ayrıca Başbakan'ımıza da gönderdim. "Almadım" diyenleri de "yalancılıkla" suçladım. Bu mektupları ilgili makamlara postaladığıma dair elimde "taahhütlü" makbuzlar vardır. Kısacası, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının bu rüşvet işleri, Başbakanımızı ilgilendirmediği gibi, sözde "vatansever" arayan Adaletimizin eski bakanının ne kadar yalancı biri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Üstelik bu Bakan'ımıza bizzat ulaşmama rağmen... AKPARTİ'li ol da ne olursan ol, istersen yasadışı işlere bulaşan mafya ol, AKPARTİ'nin zihniyeti olmuştur.
 
10. AKPARTİ'li Ilgaz mafyasıyla, devletimin bir makamının suç birliği: Karayolları'nın Eskişehir Şube Müdürü Nuri Akgül, Ilgaz mafyasının çıkarlarını çok fazla düşünüyor (hatta temsil ettiği devletten kat kat fazla), bir taraftan yolların yenilenmesi için trilyonları Ilgaz mafyasına akıtırken (Milletimizin verdiği vergiler), diğer taraftan istiap haddi iki katı yüklü Ilgaz mafyasının kamyonlarına gözyumuyor, karayollarına zarar veriyordu. (Kantar fişleri mevcut). Üstelik Ilgaz Mafyasının kiralık kamyonlarının camına TCK imzalı yazılar asıyor, kamyonları trafik ekiplerinin çevirmelerine engel oluyordu. Bu müdürün emrindeki TCK Şefi Nilgün Hanım, kantar tartımlarını titizlikle inceliyor, fakat istiap haddinin iki katı yüklü kamyonların kantar fişlerini görüyor, görevini yerine getirmiyordu. Bu görevi Trafik polisleri de kabul etmiyordu. Kaçakçılık Şubesinden bir polis amiri: "Trafik polisi kontrol etmeye mecbur değil, bir şekilde polise yüklenmiş" diyordu. İstiap hadinin iki katı yüklü kamyonların, trafiğin seyrini aksattığını, kazalara sebep olduklarını biliyorum da, bu polis amiri ve TCK şefi Nilgün hanım bilmiyor, ya da işlerine öyle geliyordu. İşittiklerime inanamıyordum. Demek ki bu görev trafik canavarınındı, ülkemizdeki bolca kazalara bakarsak, görevini de iyi yapıyordu. Ilgaz Mafyasıyla suçbirliği içine girdiklerini ayrıntılarıyla yazdığım mektubumda çok sayıda hakaretlerime muhatap olan Karayolları Şube Müdürü Nuri Akgül, şahsımı mahkemeye vermek yerine, tayinini Ankara'ya istiyor ve kaçıyordu. Giderayak karanlık işlerinden vaz geçmiyor, Bursa Yolu 10 km'de, Hases Otomotiv yakınlarındaki, içinde en az 500 milyar TL'lik kavak bulunan ve değeri bir trilyonun üzerinde olan TCK'ya ait araziyi, hiç bir ihale açmadan, kendi öz kardeşine 130 milyar TL'ye satıyor, devleti zarar uğratıyordu. Ilgaz mafyasıyla olan iş ilişkilerinin her kısmında karanlıkları oynayan bu müdür, 237 25 40 nolu telefondan şahsımı arıyor, konuşmak istediğini söylüyor. "Karanlık insanlarla işimin olmadığını" söyleyerek telefonu yüzüne kapatıyorum. TCK Genel Müdüdürlüğü müfettişlerinin, Kütahya Yolu Fuar Kavşağı'ndaki, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasına yaptırılan köprünün ihalesinden bitişine kadar incelemesi gerekmektedir. Ilgaz mafyasının yaptığı tüm inşaat işlerinde yüzde elli hileli iş yaptığını bildiğim için, bu köprünün sağlamlığının bilirkişilerce incelenmesi ve devlete ne kadara mal olduğunun hesaplanmasını mahkemenizden talep ediyorum.
 
11. Devletin Bankası Emlakbank'ın Ilgaz mafyasınca 16 milyon dolar hortumlanması. Bu hortumlama konusuyla ilgili bilgi, Sayın Ahmet Necdet Sezer'in ifadelerine başvurularak alınabilir.
 
Sayın Hakim, anlatacaklarım ve belgelerle isbat edeceğim konular sadece bunlardan ibaret değildir. Başbakan'ımın ve Adalet Bakanı'mın da okuduğu 31 sayfalık mektubum ilişiktedir. Önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'in de okuduğunu, ayrıca dört adet mektubuma cevap verdiğini mahkemenize özellikle bildiriyorum. Şahsımdan şikayetçi olanlar "hakaret" davalarıyla mahkemeleri oyalamaktan başka bir iş yapmıyorlar. Elimdeki belgeleri bildikleri için de "iftira" davası açamıyorlar, açamazlar. Doğruluğunu taahhüt ederek sunduğum bu olaylar ve konular, inanıyorum ki Yüce Mahkemenizce değerlendirilecek ve Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanma isteğimi uygun görecektir. Yukarıda adı geçen tüm şahısları Mahkemelerde yargılatmak, eğer suçlu iseler ceza aldırmak vatandaşlık borcumdur. Buna izin vermenizi Türk Milleti adına sizden talep ve istirham ediyorum.
 
Ayrıca Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı'nın ve Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel'in Ağır Ceza Mahkemesi'ne davet edimesini ve ifadelerine başvurulmasını ısrarla talep ediyorum.
                  Yüce Mahkemenize saygılarımı sunuyorum.                                                             
                                                                                                                        Kenan AKKUŞ


           Yukarıdaki yazılı savunma dilekçemi alarak zabıtlara geçiren Hakim  Berrin Kanagöl Yeşilyurt, duruşma sonrasında Ilgaz mafyasının isteği üzerine, dilekçemi Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi'ne postalar ve şahsıma karşı yeni iki dava daha açılır:Başsavcıya, Vekiline ve Yılmaz Büyükerşen'e Hakaret...
              İkamet ettiğim adrestengece,  polis ekiplerince paketlenirim, nezarete atılırım.
              Ertesi günü mesai bitiminden sonra, aşşağılık bir hakim tarafından AĞIR CEZA MAHKEMESİ'nde yargılanırım.
              Bu aşşşağılık hakim, şahsımla bolca alay ettikten sonra tutuklar ve cezaevine gönderir.
              30 gün sonra  ilk duruşmaya çıkarılırım.
              Duruşmalara, Vatandaş Kenan dışında hiç bir şahıs gelmez...
              Başsavcı izin alır, tüyer...  Vekili hasta olduğunu mazeret gösterir.
              20 duruşma boyunca bu hain takım, işte böyle mazeretler uydurarak mahkemelere teşrif etmezler.
              Birinin adı: Gökhan Karaburun... Diğerinin adı: Coşkun Mutluer...
              Büyükerşen'in sümüklü avukatı Cemal Okan Yüksel de yirmi duruşmadan sadece ikisine katılır.
             "Müvekkilim rüşvet yememiştir, hırsızlık yapmamıştır" diyemez...
              Her konuşmamdan sonra  "Zabıtlara geçmesini talep ediyorum" der, başka hiç bir bok yiyemez.
              Bu şerrefsiz avukat, yukarıdaki fotoğrafı  incelesin, erkekse Sakarya gazetesine bir daha yalanlarını kussun...
              İffetsiz çocuğu...
           Hakim Erol Özdemir, mahkemeye sunduğum dilekçelerimi reddettiği gibi, belgeleri de reddeder ve "Duruşmanın sürüncemede kalmaması için" diyerek Vatandaş Kenan'a cezalar yağdırır.  Çünkü Ilgaz mafyası bu Hakim'e rüşvet olarak 2.5 milyon dolar, Yılmaz Büyükerşen de 500 bin dolar ödeme yapmıştır.
              Yılmaz Büyükerşen'in açtığı ikinci hakaret davası da işte şu sebeple düşürülür:
              "Akıl hastası olan Kenan Akkuş'un, cezai ehliyeti bulunmaması sebebiyle davanın düşürülmesine..."
              Allah büyük...
              Devran dönecek, sıra bana da gelecek.
              İşte o zaman nasıl kucaklarım sizleri, şimdiden hayal edin.
              Kim kurtaracak sizi?
              Hizbullahçı, Karaparacı, Gürcü Rum kırması Eşkiya Tayyip mi?
              RUM Tayyip önce kendini kurtarsın...
              Darağacında sallandırmayan Kenan, hem namussuz, hem şerrrrefsiz olsun...
              Sadece bir adım kaldı...


RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ: